Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya Kitabı

Blog tutan, sektörden bir yazarın kitabını okumak insanı heyecanlandırıyor. Bu kitabı da görür görmez aldım ve bir uçak yolculuğunda okuyup bitirdim 🙂

Aşağıda alıntıladığım kısımları bulabilirsiniz.

Diğer kitaplardan farklı olarak bu kitabı okurken bazı bölümlere kendi notlarımı ekledim. Kendi notlarımı aşağıda parantezlerin içlerinde bulabilirsiniz.


İnternette başarının anahtarı: Süreklilik ve sabır.

Artık ilgi ve alakanız en iyi, en kârlı ve en çok ciro getiren müşterimiz için saklama devri sona erdi. (Bence geçmedi. En çok ciro getiren müşteri candır.)

Geleneksel gazeteler ve dergiler artık bilmeliler ki insanlar, haberlerin kendilerine arkadaşları ya da üye oldukları siteler tarafından ulaştırılmasını bekliyor.  (İyi hoş güzel de şu arkadaşlarımızın yaydığı yalan haberleri ne yağacağız?) 

Ürün ya da hizmetinizi olduğundan farklı göstermeye çalışmayın.

İletişimin yüzde ellisi konuşmak ise yüzde ellisi de dinlemektir Hatta dinlemenin sağlıklı bir iletişimde daha fazla yüzdeye sahip olduğu söylenir. Ben her ikisine de eşit yaklaştım.

Twitter mikro blog değildir..

..Mi acaba?

Sosyal medyayı markalara ilk anlattığım dönemleri iyi hatırlıyorum. Çok heyecanlı bir o kadar acele sunumlardı.

Twitter’ı bir mikro blog olarak tanımlıyorduk.

Bloğun 140 karaktere sığmış hali.

Lakin bunu şimdiki tecrübelerimle yanlış bulmaya başladım.

Geçen zaman içerisinde Twitter bir türlü arama motorları ile barışamadı. Oysa biz blogcular en iyi ve sürdürülebilir trafiği hep Google’dan aldık. Kendi arama motoru da başarısız olan Twitter blog sıfatını haketmiyor gibi.

Ayrıca Twitter geleceğin arama motorları olan Siri benzeri sistemlere içeriklerinin ulaşabilirlik sıkıntısından gelecektede blogların yerini kazanamayacak gibi duruyor. Belkide blog olma gibi bir arzuları yoktur, zorla biz benzetmişizdir?

Facebook olmak belkide çok daha iyi onlar için. Yani bir sosyal ağ?

Bence mikroblog sıfatını en çok Tumblr hakediyor. Her ne kadar wordpress.com mikro blog alışkanlığına cevap veren özellikler geliştirse bile..

Blog günü

O ne be? der gibi olduğunuzu biliyorum. Aman korkmayın toplanıp bir şeyler yapacağımız yok. Yani sıkıcı bir yeni etkinliğe sizi davet etmeyeceğim. Zaten sıkıcı oldukça fazla etkinlik var. 🙂

Bir fikir vereceğim. Hani diyoruz ya blog yazamıyorum abi, zamanım yok. İşte ona güzel bir çözümüm var. Haftanın bir günü belirli saatlerini blog yazmaya ayarlayın. Ve tüm hafta aldığınız notları blog yazısına çevirin.

Tamam, daha açıklayıcı oluyorum ve başa dönüyorum.

Bir not defteri aldım. Bu not defterine yolda, arabada, işte, evde, yemekte aklıma gelen blog yazılarını, hislerimi ve fikirlerimi not alıyorum. Haftanın son günüde onları blog yazılarına çeviriyorum. Yazıları anında yayınlamıyorum. Önümüzdeki günlerde yayınlayacak şekilde ayarlıyorum. Bu sayede sanki her gün blog yazıyormuşum gibi oluyor. 🙂

Mesela bu yazı 9 Kasım 2011 günü yazıldı. 11 Kasım 2011 tarihinde bir aksilik olmazsa yayınlanacak. Şimdilik güzel bir fikir gibi duruyor. Deneyin ve deneyimlerinizi bana yazın: omerenis@gmail.com

Ne yazacağına sosyal ağlar karar versin

Bloglara eskisi kadar yazılmıyor dense bile ben oldukça sıkı yazan blogları severek takip etmeye devam ediyorum.

Sanırım mikro blog dediğimiz Twitter, Tumblr vb. araçlar harbiden yazan yazarlar ile benim gibi sahte yazarları ayırt etti. Sahte diyorum çünkü bende bu geçiş döneminde yazamadım. Yani sınavı geçemedim. Tekrar yazmak için kendime yazdığım minik öneriyi buraya da not almak istiyorum.

Şayet yazacak bir şeyiniz kalmamışsa lütfen bu önerimi gözardı etmeyin. Çünkü sizin gözünüze ihtiyacımız var.

Kişisel olarak her insanın bakış açısına yani gözüne yani gözlemlerine hepimizin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Yazacak bir şeyiniz yoksa her gün Twitter’da trend olan, Friendfeed’te en çok like edilen, Facebook’da arkadaşlarınızın en çok paylaştığı konular, kişiler veya olaylar hakkında birkaç kelam blogunuza yazın.

En çok izlenilen videolar hakkında yorumlar yapın. Bırakın ne yazacağınızı düşünmeyi. Ne yazacağınızı kitleler, sosyal ağlar yani sahip olduğunuz çevre belirlesin. Bizde afiyetle okuyalım.

Umarım bu dediğimi yerine getirir ve benim için bir şeyler karalarsın.

Yakın zamanda blog yazıyorum diyenin sokakta suratına tükürülecek

Öncelikle daha önce twitter’dan yazdığım mesajlara açıklık getirmek istiyorum;

Blogunu daha dün açıp markalara giydirmeye başlayanları Allah ıslah eylesin.

Burada bahsetmek istediğim bir hata idi esasında. Maalesef benimde zamanında düştüğüm büyük hatalardan biri: ”Blog yaz, bak markalar bile tanıyor artık.” dememdi. Bu mecraya fayda sağlamak, faydalı içerik üretmekten çok ne olursan ol gel bak markalar seni dinler dememiz büyük yanlış sanırım. Ben bundan bahsetmek istedim. Olay nerelere gitti. Yoksa kimin ne yazdığı hiç umrumda değil. Umrumda olsaydı her gün sinir krizleri geçirirdim herhalde.

Şurada ise minik bir filtre önerisinde bulundum;

Markaların bloglara ilgisinin arttığı yıllardan sonra yazmaya başlayanları iyice tartmak lazım. Onlar blogcu değil fırsatçı olabilir.

Yine bu mesajda yakındığım mesele bedavaya gezmek, tozmak, film izlemek isteyenlerin düzenlenen kampanyalar sayesinde bir blog açma ile hedeflerine ulaşabilir hale gelmesidir.

Yakın zamanda bir marka sosyal medyanın en etkili çalışmalarından birine imza attı. Etkinliğe ben de katıldım. Lakin kısaca etrafıma baktığımda doğru düzgün ne bana ne de sosyal medyaya fayda sağlamış blog yazarı göremedim. Bir yanımda tüm tecrübelerini karşılıksız yazan, her gün bizi yeni fikirlere koşturan blog yazarları varken sülük gibi sponsor arıyan bir güruh ile aynı oksijeni tüketmek pek faydalı bir şey olmasa gerek.

Ve maalesef bu arkadaşların çok daha fazla sesi çıkıyor. Her ne kadar çıkan ses friendfeed’te yankı yapıp dursada… Bu siteye gelen gazetecisi, üst düzey yöneticisi vs. blog yazarlarını toplu halde yaftalayarak çekip gidiyor. Haklılar mı haksızlar mı?

Esasında tüm meseleyi Özgür Alaz özetlemiş;

‘goze batmak’ ile ‘goze carpmak’ cok farkli.

Gelin hep beraber düşünelim… Ne faydamız oldu diye? Sonra kendimize şunu soralım: Şayet markalar blogcuya özel kampanyalar düzenlemese blog tutar mıydım? Şayet insansan cidden sor bunu kendine…

Yoksa kaçınılmaz sona az kaldı…

Biz blogları çocuğumuz olarak belledik…  Çocuk sevgi ile beslenir, çocuk sevgi için, şevkati keşfetmek için yapılır. Kemal Sunal’ın bir filminde yaptığı gibi her çocuk başına devletten para koparmak için çocuk yapılmaz…

Dikkat Moda nedir?

Pazartesi sabahına maalesef 2 saat uyku ile uyandım. Bu yorgunlukla maillerime baktığımda Dikkat Moda ile ilgili bir sürü soru ile karşılaştım. Açıkçası çok mutlu oldum, yorgunluğum gitti diyebilirim.

2009 yazının başından beri moda blogları ile ilgilendiğimi friendfeed hesabımı takip edenler bilir. Özellikle kadınların ilgi gösterdiği bu blogları yine kadınlar yazıyor. Hepsini kadınlar yazıyor diyemesekte büyük bir çoğunluk böyle diyebiliriz.

Bu blogları uzaktan izlediğimde ilk tespitim satın almaya en iyi etki gösteren bloglar olduklarını farkettim. Diğer yandan cep telefonu bilgisayar hayatımızda oldukça fazla yer etseler bile elimizde bir veya iki çeşit oluyor. Lakin giyim kuşam öyle değil. Şöyle bir geriye baktığınızda yazın en az 5 çeşit tişört giydiğinizi, en az 2 çeşit ayakkabı giydiğinizi farkedeceksiniz.

Satın almaya etkisi tartışılabilir ama marka ve satın alma çeşidi diğer tüm kategorilerden daha hızlı genişliyor diyebiliriz.

Bu nedenlerden dolayı bir moda blogu açmanın faydalı olacağına inandım. Hayellerim çok kısa süre önce gerçek oldu.

Socialtrackers‘tan bileceğiniz Mert Alemdar ile aldığımız kararlar doğrultusunda konunun uzmanı bir yazar ile çalışmaya başladık. Açıkçası ben yazarımızın yazdığı yazıların hastasıyım. Kendisine sonsuz güvenim var.

Kısaca Dikkat Moda nedir diye sorarsanız.. O benim bebeğim diyebilirim. Taze fırından çıkmış enfes bir blog diyebilirim.

2010 yılında şirketlerin moda bloglarına daha fazla önem göstereceğine inanıyorum. Aldığım duyumlar doğrultusunda bir bilgi vermem gerekirse bir çok markanın sosyal ağlara yapacağı kampanyaları bloglar ile çalışarak tüketicelere iletmek istediğini bildirmek isterim.

Biz bu blogda iki şekilde yürüyeceğiz. Blogumuz ile kaliteli içerik üretip sosyal ağlarda konu ile ilgili kişileri sayfalarımıza toplayacağız. İşte ilk olarak açtığımız facebook sayfamız.

Vatana millete hayırlı uğurlu olsun efem… 🙂