Giderken son satırlar

Liseden mezun olmadan hemen önce aşağıdaki yazıyı gönüllü olarak çıkardığımız dergi için yazmışım. Blog arşivimde yer alsın diye paylaşmak istedim.

O yıllara gidecek lise arkadaşlarıma da buradan selamlarımı ayrıca iletiyorum. Okulumuzla ilgili diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

Güzel günlerdi 🙂

Bu yazı sene sonu çıkan okul dergisi için hazırlanmıştır…

Ortaokul yıllarımı hiç unutamayacağımı ve o günleri asla bir daha yaşayamayacağımı düşünüyorken liseyi bitirmiş bulunmaktayım. Ortaokuldaki edebiyat öğretmenim lise başkadır esas o günleri unutamazsın demişti de inanmamıştım. Son günler yaklaştı buram buram hasret kokar oldu her geçen saniye…

Babamla beraber okula ilk geldiğim gün babam okulun ağaçlarını görüp ‘Sen burada çok yaprak toplarsın’ demişti. Şükür, neredeyse hiç yaprak toplamadım. Çöpümü hiç yere atmadım. Hocalarımı saydım. Türktüm öğündüm ama pek çalışmadım. Kimseyi kırmamaya çalıştım. İlk senem etrafımdakileri tanımakla geçti. İkinci senem kendimi tanıtmak. Üçüncü sene mücadele ve inanç. Dördüncü seneyi henüz anlamış değilim.

Gecenin kör bir saati. Sınav sonuçları için internete giriyorum. Sonuç Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi. Ertesi günlerden birinde kopup geliyorum, zor da olsa buluveriyorum. Sonrası malum, kayıt falan feşmekan…

Şimdi size ne anlatayım? Arkadaşlarımı mı, hatıralarımı mı, öğretmenimi mi veya yöneticilerimizi mi? Öğüt versem almazsınız ki! Çünkü siz koskoca Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’ni kazanmış nadide öğrencilersiniz, bu yanılgı ve boşvermişlik hayatınızı sömürüyor sizi bitiriyor farkında değilsiniz. Kişiyi kişi yapan kavramları bir celsede düşürmek ve yok etmek üzere yola çıkmış birer yaramaz öğrencilersiniz.

Ben yazacağım gene bildiğinizi okuyacaksınız. Okuyanlar ve yazanların yönetimine tabii olmaya devam edeceksiniz, birer köle misali…

Neyse siz hepsini boşverin ben hatıralarımla yazıya başlayayım;

Okulun ilk günü bahçede fırından yeni çıkmış okul kıyafetleri ile acayip sırıtıyoruz. İlk tanışmam Ufuk’la oldu ve öyle devam etti. Sıraya toplanmak için beklerken bir yandan da müzik çalıyordu. Tarkan (Kış Güneşi). Nasıl hatırlıyorum ama? Koyun misali sıralarımızın yeri bize bildirilmiş ve yerimize geçmişiz. Bir yandan da ‘Hoş geldiniz Çömezler’ tebriklerini istesek de istemesek de kabul ediyoruz.

Hazırlık çok vahim bir seneydi. Okul Müdürü’nün bile gelip ne kadar yaramazsınız, niye geldiniz bu okula dediği bir sınıftık biz. Sene sonu kalanlar çoktan belli idi. Arada sıyrılsak hiç de fena olmazdı yani. İngilizcem çok kötüydü ne yapayım?

O sene unutamadığım en anlamsız cümle Selçuk'un ben sayısal zekaya sahibim bahanesiydi. Zorda olsa tekme tokat bitiriverdik hazırlığı. İlk kalp ağrılarım başladığı senedir ayrıca. Neyse ki şimdi kalktı bu hazırlık safsatası.

Dokuzuncu sınıf ey gidi dokuzuncu sınıf. En eğlenceli sınıf. En özlediğim yıl. Dokuzuncu sınıfta en güzel geçen derslerden birkaç alıntı yapayım;

Fizik: bu dersimize giren hoca (Tarık) fevkalade idealist bir fizikçiydi çok eğlenceli ve zorlamayan dersler geçirdik. İlk dönem 4, ikinci dönem 5 ile harikalar yaratmıştım. Meslek lisesinden yakındığı için düz lise geçeceğini söyledi ve seni sonunda gitti daha da gelmedi.

Kimya: İlk dönem Serkan Hocanın periyodik cetveli ezberletmesini hala unutamıyorum. Sözlüden 80-90 civarında almıştım ezberleme takvimden bir sır vereyim: Sodyum Naci

İkinci dönem okulumuzda müdür olarak atanan Erol Kahraman kimya dersi ile daha eğlenceli derslere geçtik ilk dönem Serkan Hocadan ders nasıl işlenir eğitimi aldığıma emin olabilirsiniz. Otokontrolü fevkalade başarılıydı. İster istemez kimyaya ilgi duyuyor ve oldukça başarılı sonuçlar alıyorduk.

Erol Hocayı ise tahta başında kişisel gelişim uzmanı olarak görüyorum. Birazda Abdülkadir Akgündüz'ü bana anımsatıyordu. Ayrıca idarecinin derse girmesi okul hakkında son dakika gelişmelerinden haberdar olmanızı da sağlar, tavsiye ederim.

Tarih: bu dersi bir tek benim ilgiyle izlediğine eminim. Çok soru sorardım. Hocamızın ismini şimdi hatırlayamadım ama çok ileri görüşlü Elvis saçı ile karizmatik bir adamdı. Arada çok sinirlenir -Susun len diye bağırdı.

Veee Matematik: Emine Hoca sanırım onu unuta bilen tek bir öğrenci yoktur. Fevkalade bir öğretmen olmasının yanında süper bir annedir ne derdin varsa ilgilenir, anında çözer. Derste hafif bir dalgınlığıma olduğunda hemen aynı soru yöneltildi: ne olduğunuz, aşk hayatında bir problem mi var? Bu soruyu ileride kullanacağımız ve emine hocayı kandırabileceğimizi aklımın ucundan dahi geçiremezdim. Olay şöyle gelişti. Sınıfın %80'i bir ve sıfır arasında ortalama ile kalıyorduk. Emine Hoca da son sınava hazırlık için okul bitiminde (dersler bittiğinde) ders vermeye karar verdi. Bizde erkekler olarak her zamanki gibi bizim için yapılan derslere gitmedik ve yazılıdan gene bira aldık. Emine Hoca sonuçları okurken bire bir derse gelmediğimizden bahsetti ve artık sizin için yapabileceğim yok kaldınız dedi. Ne şanstır ki aldığım derginin birinden bir kızın fotoğrafı vardı. Kızım resmi kabul edilmiş normal bir fotoğraftı. Bütün sınıfın elinde geziyor herkes Ömer'in yavuklusu imiş diyordu. En sonunda tabii ki Emine Hocanın eline geçti. Emine Hoca bana dönüp kim bu Enis dedi. Ben gülmekten kırılıyor cevap veremiyordum. Bizim atılgan yavrum parlak Ömer atıldı. İşte hocam bizim derse gelemeyişimizin nedeni nişanındaydık ondan gelemedik. Emine hoca şok. Uzun uzun tartışmalar, ardından emine hocanın genel affı… Sıyırdık anladığınız…

Hemen onuncu sınıfa atlıyorum kaçıncı sınıf? Onuncu 🙂

Bu sene için iki önemli faktörden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hülya ve Nora Hoca. Ayrıca kankidirler.

Hülya Hoca’yı tanır ve namını bilirdik. Lakin Nora Hoca o sene okulumuza yeni gelmişti. İlk izlenim ile sıfırcı bir hoca olduğuna karar almıştık. Çok ama çok yanılmışım…

Hülya Hoca Girişimcilik ve Ekonomi derslerimize giriyordu. Dersi güncel olaylarla beraber işler bu doğrultuda tartışıyorum öğrenirdik.

Nora Hoca ise Muhasebe dersine girerdi. Fevkalade eğlenceli bir ders olurdu. Unutmadık unutturmayacağız…

On birinci sınıf ilk ders; Atilla Hoca sınıfa giriyor ve direk bana bağırıyor… Burak'a bağırdığım için. Ne kadar da pozitif bir başlangıç(!) Atilla hoca sene başından beri bana bir ithamda bulunuyor bilen bilir. 'Oğlum sen var ya CIA ajanısın' cevabı buradan vereyim; olabilir hocam neden olmasın? Hiç İngilizcesi olmayan birine çok abes kaçacak bir itham.

Bu sene aldığım en büyük iltifat ise Hüseyin Hocadan geldi. Çok sevdiğim idealist bir insan bana bunu söyledi ya gerisi boş yani. 'Senin gibi bir öğrencinin velisi olayım 50 milyar da borcum olsun.' Çok duygulandım ne diyeyim?

Sanırım bu dergi elinize aldığınızda okul bitmiş ya da bitmek üzere olacak. Muhtemelen son sınıflar tatilde, geriye kalanlar
devamsızlıklarını kullanma taraftar olacaklardır. Peki geriye dönüp hiç muhasebe yapan yok mu aralarında? Bence çok az.

Gene de birkaç önerim olacak geride kalanlar;

-Kızacaksınız ama çalışın çalışın çalışın
-Okuyun, dergi, gazete, blog (web günlüğü) ve bol bol kitap
-Yazın aklınıza ne gelirse, bugün kağıda ya da web'e.
-Bol bol sorun, hocalarınıza idare yetkililere ve rehberlik hocanıza. (kafanıza ne takılıyorsa)
-Sosyal olun

Hiçbirini yapamadınız bari düşünün… (Ne olacak benliğinizin hali?)

Artık bitti… Lisenin de sonuna geldik. Biraz ağlamaklı, duygusal tripler, gayri ihtiyari gözyaşları, garip kalmış bir ruh, ayrılık acısı…
Gidiyoruz, bir daha asla oturamayacağımız sıralar, öğrencisi olamayacağımız değerli hocalar, unutamayacağımız hatıralar… Seviyoruz, baştan sona kadar öğrenciliğimizi, bir tanecik kankilerimizi, dostlarımızı, kapkara bahtımızı…
Biliyoruz, geri dönemeyişimizi…

Sağlıcakla kalın…
Saygı ile…

Reklamlar

Dandik kutu

Bugün pazar. Hastayım. İnternetim sıkıntılı olduğu için televizyona mahkum kaldım.

Uzun yıllar sonra ilk defa bu kadar mahkum oldum kendisine. Görmeyeli gözümde baya değeri azalmış.

  • Geri alma özelliği yok
  • Kanal geçişlerinde ses değişiklikleri beni yordu
  • Dandik onlarca reklamı arka arkaya izlemek ne iğrenç bir şey yahu?
  • Aynı haberi sabahtan akşama kadar veriyorlar, neden? Ayrıca beni sürekli salak yerine koyuyorlar 😦
  • Verilen filmler hep eski ve tekrar.

Böyle bir teknolojinin geleceği olabilir mi? İstediğin kadar ekranı büyüt, istediğin kadar hd yap. Bu aletin bu hali ölmeye mahkum.

Acı dolu bir 8 Mart’a uyandık…

Babası kızına defalarca tecavüz etmiş.

Kızının babasından bir çocuğu olmuş.

Baba bu çocuğu inkar etmiş, başkalarıyla yatıp kalktı deyip kızına şiddet uygulamış.

DNA testleri çocuğun kızın babasından olduğunu ortaya çıkarmış.

Baba gözaltına alınmış.

Kendisini kızım beni baştan çıkarttı diye savunmuş.

Tam o sırada anne nerede diye sormuşlar, evde yatalak. Çaresizce her şeyi izlemiş durmuş.

Babasından çocuğu olan kızında artık sağlığı yerinde değil.

Bir yandan müşterilerimiz için yazdığımız temenni dolu Kadınlar Günü mesajlarını okuyorum bir yandan size kısaca yazdığım vahşi olayı sindirmeye çalışıyorum.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Muhaliflere göre ben neyim?

AK Parti’ye oy vermiş, icraatlarını kimi zaman övmüş biri olarak buluşmalarda, yemeklerde vb. yerlerde muhaliflerden işittiğim laflar aşağıdaki gibi;

  • Satılık
  • Cahil
  • Yobaz
  • Ahmak
  • İnsan olamazsın
  • Sus, lütfen konuşma

Herkesi anladığım gibi onları da anlayabiliyorum ama…

Bu benim son siyasi mesajımdır:

AK Parti’yi iktidarda tutan sizin her saniye zevkle kustuğunuz nefrettir. Aklınızda olsun.

Duygularını saklamaya hazır mısın? Uzun bir süre…

Kardeşin kardeşi vurduğu yılları büyüklerimiz hep korkuyla anlatır. Bazı büyüklerimiz sevdiklerini kaybetmişlerdir. Anlatırken ağlarlar.

Ama sadece anlattılar.

Kimsenin sevgi ektiğini aşmaya çalıştığını görmedim.

Kardeşin kardeş öldürdüğü dönemden sonra insanların duygularını bastırmaktan başka bir şey yaptıklarını ben yaşadığım müddetçe görmedim.

Şayet duygular bastırılmasa bugün çok daha farklı olmaz mıydı?

Oturup orta yol bulunsa mesela? Bulunamaz mıydı? Bu kadar mı zordu?

Bugüne gelirsek Gezi eylemleri sonrası büyük bir buhran yaşadığımız çok açık değil mi?

Mutsuz milyonlarca insan.

Kin kusan binlerce arsız.

Sevgilerini yok eden yüzlerce sevgili.

Bugün herkese saygı duyan, sevgisini yaşamak isteyen bizlerin yaşadığı buhranı kimse görmüyor mu?

Sevgisini yaşamak isteyen insanlara hiç mi saygınız, düsturunuz yok.

Kolaya kaçarak duygularınızı ezdiğiniz, kin kustuğunuz şu günleri aşma şansınız bir nebze dahi yok mu?

#BanaBahaneÜretmeSevgiÜret

BEN

Her sabah kalktığımda bu yazdıklarımı düşündüğümde BEN!

 

Sarılmak…

Yazarlar, şairler bir fiile anlam yükleme konusunda uzmandırlar.

Günlerce saatlerce bir fiil için yazabilirler.

Sevmek, aşık olmak, savaşmak, düşmek… Bu fiiller değişebilir…

İnsanoğlu fiiler döngüsü içinde yaşar ve ölür.

Beni en çok sarsan, en çok özlemini çektiğim şey sarılmaktır.

Yıllarca anneme sarılarak uyumanın getirdiği iç güdüdür belki?

Yazılıdan kötü bir not mu aldım? Anneme sarılır unuturdum bir zamanlar.

Uzun zamandır görmediğim arkadaşıma sarılmak unutturur her şeyi.

En anlamlısıysa kalbinin en derin yerine koyduğun, aşık olduğun insana sarılmaktır. Sarılırsın ve her şeyi ama her şeyi unutursun.

Sarılırsın şehrin keşmekeşinde ölen insanlığını hatırlarsın.

Şu sıralar en çok ihtiyaç duyduğum şey sanırım tam olarak bu…

İnsan yorgunluğunu, dertlerini, problemlerini unutmak; bir anlık olsa bile geride bırakmak istiyor. İnsan, sarılmak istiyor.

tumblr_ms83w6c4Wy1s5a4rwo1_500