Sosyal medya hesabınızı güvende tutun

Sefa Akcan tarafından hazırlanan harika bir sunumu ekte bulabilirsiniz. Facebook, Twitter, Instagram ve Google (Youtube, Gmail, Google+) servislerinden birini kullanıyorsanız mutlaka bu sunuma göz atmalısınız.

Şifrenizi veya hesabınızı çalmaya, ele geçirmeye çalışanlara karşı sıkı önlemleri bu sunumdan öğrenebilirsiniz.

Türkiye’de 17 bin çeşit pizza varmış

Bugün bir basın bülteni aracılığıyla ilginç bilgiler paylaşmış Yemeksepeti.com

Benim en çok şaşırdığım pizzanın çeşit sayısı. Türk insanının çeşit değil sade şeyler sevdiğini düşünen Ömer Enis’i çok şaşırttı.

Merak edenler için ön bilgi ve infografik:

Yemeksepeti ekibi, son olarak açıkladığı kebap raporunun ardından seriye devam ediyor; bu kez sıra pizzada. Yemeksepeti’ndeki her 5 restorandan 1’inin menüsünde pizza bulunuyor ve bu restoranlar yine Yemeksepeti üzerinden yılda milyonlarca sipariş alıyor. Yemeksepeti verilere göre pizza Türkiye’nin en önemli ev dışı tüketim kültürlerinden biri olmuş durumda. Öyle ki, Türkiye’de tam 17 bin çeşit pizza üretiliyor. Bununla birlikte en çok mantarlı pizzayı seviyoruz; pizzayı kışın daha çok tüketiyoruz ve derbilerin olmazsa olmazı olarak görüyoruz.

Yemeksepeti.com Pizza İnfografik

Yemeksepeti.com Pizza İnfografik

Facebook’da video izletmek için tavsiyeler

Uzun zamandır bu kadar güzel bir basın bülteni almamıştım. Facebook’un PR ajansı Artı İletişim‘i kutluyorum.

Facebook video silahını gün geçtikçe güçlendirmeye devam ediyor. Yayıncılar için video tarafında birçok seçenek sunmaya başlayan site, videosunu çok daha fazla insana ulaştırmak isteyenler için ipuçları hazırlamışlar. Bakmanızda fayda var.

1.Videolarınızı içerik takviminize göre planlayın: Özel bir duyuru veya ürün sürümü planlıyorsanız veya çalışan eksikliği çekeceğiniz bir hafta sonu için hazırlanıyorsanız, Sayfanız için videonuzu planlayarak içerik takviminizi düzenleyebilir ve otomatik hale getirebilirsiniz.

2.Videolarınız için bitiş tarihi ayarlayın: Videonuz için bir bitiş tarihi de ayarlayabilirsiniz. Videonun süresi dolduğunda otomatik olarak yayından kalkar, yani artık Sayfanızda veya Facebook üzerinde paylaşıldığı herhangi bir yerde görünmez; ancak Sayfa sahibi videonun istatistiklerine ulaşabilir.

3.Hikayenizi hem sesli hem sessiz anlatabilmek için altyazı ekleyin: Facebook’ta, Haber Kaynağında otomatik oynatma özelliği videoları sessiz oynattığı için, hikayenizi ses olmadan da nasıl anlatabileceğinizi düşünmekte yarar var. Bazıları büyük başlıklar ve yazılar kullanırken, bazıları istatistik gibi önemli noktaları grafik ve resimler ile anlatmayı tercih ediyor. Bunların yanı sıra videonuza altyazı eklemeyi tercih edebilirsiniz, hatta bu ses açıkken de takibi kolaylaştırabilir.

4.Video Kütüphanesi ile tüm videolarınızı düzenleyin ve yönetin: Video Kütüphanesi tüm videolarınızı organize edebileceğiniz ve yönetebileceğiniz bir yer. Video Kütüphanenize Sayfanızdaki Yayınlama Araçları çubuğundan ulaşabilirsiniz.

5.Videolarınızı başka yerlere gömün: Facebook’un gömülü video oynatıcısı yayıncıların Facebook’taki videolarını kendi sitelerinde de paylaşmalarına izin verir. Videonuzu bir duyuruda veya özel bir olayda kullanmak istiyorsanız, videonuzun gömülü kodunu basın, ortaklarınız ve başkaları ile paylaşmak iyi bir fikir olabilir.

6.Gizli videolar kullanın: Gizli videolar özelliği, videonuza sadece direkt URL ile ulaşılmasını sağlar; Facebook’ta aranamaz veya görünemezler. Gizli videolar ile sadece URL’ye sahip kişiler içeriğe ulaşabilir. Eğer videonuzu sitenize gömmek istiyor fakat Facebook’ta görünmesini istemiyorsanız bu özelliği kullanabilirsiniz.

7.Video Kütüphaneniz ile yayınlama ayarlarını yönetin: Video Kütüphaneniz üzerinden videonuzun Facebook dışında bir yerde gömülmesini engelleyebilir, seçtiğiniz bir videonuzu Haber Kaynağında yayınlayabilir, gizli videolarınızı görüntüleyebilir ve yönetebilirsiniz.

8.“En Çok İzlenen Videolar”ınızı keşfedin: “En Çok İzlenen Videolar” seçeneğinden, herhangi bir tarih aralığındaki en iyi performans gösteren içeriklerinizi görebilir, videolarınızın performans metriklerine ulaşabilirsiniz.

9.İzleyicileri elde tutabilme sürenizi takip edin: Retention Curve, izleyicilerinizin videonun hangi noktasında izlemeyi bıraktığını anlamanıza yardımcı olur. Videonuzun söz konusu kısımlarını tekrar gözden geçirip neden izleyicileri etkilemediğini anlayabilirsiniz.

10.Etkileşim metriklerini takip edin: Beğeni, yorum ve paylaşım gibi video etkileşimleri izleyicileriniz hisleri ve düşünceleri konusunda size daha fazla bilgi verebilir. Ne tür içeriğin izleyicileri videolarınız ile etkileşime geçmeye ittiğini anlamak için bu metrikleri kontrol edin.

Sosyal medya şikayet yönetimi ajansların işi değildir

Reklam ajansı, sosyal medya ajansı, yeni nesil pazarlama ajansı… Başında ne yazarsa yazsın sosyal ağlardan veya tüm internetten gelen şikayetlerin yönetimi, operasyonel yükü ajansların sırtında olmamalıdır.

Ajanslar şikayetlerin yönetimini kurgulamalı, sistemi kurmalı ve danışmanlık yapmalıdır.

Bu işi 6 seneden fazladır yapan biri olarak ajansların şikayet yönetimi işi yapmasını çok yanlış bulduğumu birçok ortamda ve çalıştığım müşterilerime söyledim, söylemeye devam edeceğim.

Şikayet yönetimi günümüzde iletişimin en önemli dinamiği. Doğru yönetildiğinde ve anlamlandırıldığında ürün ve hizmetlerin gelişimine, tüketicinin doğru yönlendirilmesine büyük katkıda bulunmaktadır.

Mesela Marmaray için yaptığımız güvenlik animasyonu internette insanların birbirine sorduğu en sık sorulardan oluşmuş ve güvenlik ile ilgili tüm kaygıların bir cevabı niteliğindedir. İzlemediyseniz mutlaka göz atın derim.

Neden sosyal medya şikayet yönetimini çağrı merkezleri değil ajanslar yönetiyor?

Ajanslar sosyal ağların etkisini göstermesiyle müşterilere sunum yapma sıklıkları doğru orantıda oldu. Markaların sosyal medyaya girerken en çok korktukları konu işin başından beri hep şikayet yönetimiydi. Çağrı merkezlerine bu işi vermeleri hem operasyonel olarak hazır olmadıkları için mümkün değildi hem de reklam tarafına bakan yönetici ile çağrı merkezine bakan yöneticilerin ayrı olmaları süreçleri hep aksattı. Hem kafa olarak ayrı dünyadan insanlar hem de bütçeleri ayrıydı. Bu sebepten internet şikayetleri hep ortada kaldı, kalmaya devam ediyor.

Kişisel fikrim ajansların bu işi yönetmesi bu şikayetlerin hep ortada kaldığı anlamına gelmesidir.

 

Twitter’dan mesaj atan Ömer Enis’in daha önce telefonda ne konuştuğunu bilmemek, Ömer’in geri bildirimlerinin ay sonunda ajansın yolladığı Excel’in köşesinde bir yerde kalması bu işin hâlâ çözülemediği anlamına gelmektedir.

Neden ajansların işi değil?

Şikayet yönetiminin önemini yukarıda yazdım. Bu kadar hassas bir konuyu birden fazla markanın şikayetine bakan, bu işi geçici olarak yapmayı hayal eden, yeni mezun insanlar yapmamalıdır.

Şikayet yönetimini yapan kişinin markayı özümsemesi, tüm dinamiklerini bilmesi gerekir. Bu maalesef işi tamamen bu olan çağrı merkezlerinde bile oturmamışken ajansların yapabileceği bir şey değildir.

Teknokrasi Ajans müşterilerimize olabildiğince danışmanlık verip operasyonu kendi içlerinde yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Çağrı merkezi ekiplerini sosyal ağlar konusunda eğitip kullandıkları yazılımları bu yönde geliştirmelerini sağlıyoruz. Esasında ajans olarak doğru bildiğimiz işi yapıyoruz.

Ajansların bu konuda bir an önce adım atıp sektörü katma değerli işlerle geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bu reklam kimin için?

Berkan, Garanti Bankası’nın 1,5 milyon fanımız var bizim reklamına ayar olmuş Facebook’da yakınmış.

Uğur Abi ardından bir yazı patlatmış.

Ben de Selim Çavuş ve Mehmet Kamil Özkan‘ın hazırlayıp sunduğu Yeni Medya Merkezi programında bu tip reklamları anlayamadığımı anlatmaya çalıştım.

Aşağıda yer alan Youtube videosundan izleyebilirsiniz. (28:48’den sonra başlıyor)

İnternetten dönüş olmuyor

Bu cümleyi (bknz. başlık) etkinliklerde internete değer vermeyen, ölçebildiğini sanıp geri dönüşü ölçemeyen marka yöneticilerinden bazen duyuyorum.

Aramızda kalsın çok ama çok kızıyorum 😦

İnternet, mecra olarak size en iyi dönüşleri sağlayan bir kanal olabilir. Yeter ki siz ona değer verin.

Bakın, dikkat edin; iyi kullanın bizimle çalışın vs. demiyorum. Sadece değer verin.

İnterneti dinleyin; buradan gelen geri bildirimleri önemseyin. Burada yer alırken diğer birimlerle entegrasyonu iyi sağlayın.

Sizinle iki farklı başımdan geçen olayı paylaşacağım.

Biri araba ve diğeri otel firması.

Araba markasına açtıkları mikro site, otele de bir blog yazarının tavsiye yazısından ulaştım.

Biri Facebook, Google ve diğer mecralara reklam vererek önüme çıktı, diğeriyse tamamen rastgele spa hizmeti veren otel ararken.

Araba markasının sitesini beğendim ve test sürüşüne katılmak istediğimi belirten bir form doldurdum. Çok geçmeden bana ilgili birimlere talebinizi ilettik diye otomatik mail geldi.

Üzerinden 1 aydan fazla geçmesine rağmen ilgili birim bana hâlâ geri dönüş yapmadı.

Otele gelirsek; online rezervasyon yapmak istedim. Sitesi hata verdi.

İletişim formunu doldurdum, Eylül’ün sonunda yer ayırtmak istediğimi belirttim. 2 aydır cevap yok.

İki farklı marka aynı mantık.

Kim bilir, arabayı test etseydim satın alabilirdim. Bu sayede mikro sitesine harcadıkları parayı çıkarırlardı. Belkide kullandıkça tavsiye eder başkasına aldırırdım. Bu sayede reklam bütçelerini de çıkartabilirlerdi.

İnternete değer veriyoruz, orada reklam yapıyoruz demek sadece medya satın alma excel’ine Facebook, Google reklamlarına şu kadar harcanacak demek değildir. Bunu iyice kafalara yazmak lazım.

Otel hakkında yazacak bir şeyim yok, zaten satın alacaktım. İnternet sitesi açarak bu iş bitmiyor. İşi takip etmek, hele hele bir iletişim formu yaptıysanız gelen mailleri takip etmek lazım.

Günün sonunda iki marka potansiyel müşterilerini kaybettiler. Ay sonu raporlamada marka müdürünün yorumunun şu olması muhtemel: İnternetten dönüş olmuyor.

Peki sizce kimden dönüş olmuyor? İnternetten mi markadan mı?

İnternet bilmeyen pazarlama insanlarına sesleniyorum: Artık interneti ciddiye almanın zamanı geldi de geçiyor…

 

 

Facebook veya Google Plus hesabınızla günlük tutmak ister misiniz?

Siz hiç sır gibi sakladığınız bir günlük tuttunuz mu? Ya da hâlâ günlük tutan kaldı mı?

Bu sorulara evet diye cevap verenler çok azdır.

Çünkü çağımız artık paylaşma çağı. Her şeyi deşifre etme, tabiri caizse yayma çağı. Kim demiş, nasıl olmuş, kim kime uymuş bilinmez ama çok net: Sürekli paylaşıyoruz.

O sebepten dolayı bugün size söyleyeceklerim işinize yarar mı pek emin değilim.

Facebook ve Google Plus’ta hesabınız varsa farketmişsinizdir. Bir süredir sadece kendinizin görebildiği içerikler girebiliyorsunuz.

Bunun sebebi ne olabilir diye düşünürken aklıma günlük tuttuğumuz günler geldi.

Bir süredir ben de Facebook hesabımda herkesle paylaşmak istemediğim, lakin geriye dönüp hatırlamak istedğim şeyleri not almaya başladım.

Google Plus hesabımda paylaştığım sınırlı içerik, sadece ben görebiliyorum.

Facebook hesabımda paylaştığım sınırlı içerik, sadece ben görebiliyorum.
Ekran Resmi 2013-04-09 12.43.43

Tabi Facebook’un sağı solu belli olmaz. Her an bir değişiklik yapar tüm içeriği açık eder. Onun için çok kontrollü giriyorum içerikleri 🙂

Siz de deneyin, belki işinize yarar.