iPad Pro iPad’den öte

iPad çıktıktan sonra ikinci seri ve iPad Air kullanma şansım olmuştu. Bu cihazlarda oyun oynama iş yapabilmeyi çok istemiş ve çok uğraşmıştım. Lakin bir türlü beceremedim.

Oyun oynarken cihazlar çok çabuk ısınıyor, ofis programları sürekli hata veriyordu.
iPad Pro’yu alırkende böyle bir sonuçla karşılaşacağım diye korkmuştum. Fakat öyle olmadı.
Bir aydır iPad Pro ikinci seri cihazı kullanıyorum. Microsoft Ofis yazılımlarıyla entegre, Cloud ile barışmış bir cihaz. 

Çok hızlı açılıyorlar. (Word 3 saniyede açılıyor.) Aynı şekilde oyunlarda çok başarılı. Kapanma ve ısınma sorunları yaşamıyorum. 

iPad Pro’dan sonra bilgisayar kullanmayı bıraktım.
Şayet siz de bilgisayar taşımaktan sıkıldıysanız deneyin derim.
Almadan önce işinizin ofis programlarıyla kısıtlı olup olmadığına dikkat edin:)
Bir grafikeri iPad Pro tatmin eder mi etmez mi emin değilim:) 

Reklamlar

Sosyal medya şikayet yönetimi ajansların işi değildir

Reklam ajansı, sosyal medya ajansı, yeni nesil pazarlama ajansı… Başında ne yazarsa yazsın sosyal ağlardan veya tüm internetten gelen şikayetlerin yönetimi, operasyonel yükü ajansların sırtında olmamalıdır.

Ajanslar şikayetlerin yönetimini kurgulamalı, sistemi kurmalı ve danışmanlık yapmalıdır.

Bu işi 6 seneden fazladır yapan biri olarak ajansların şikayet yönetimi işi yapmasını çok yanlış bulduğumu birçok ortamda ve çalıştığım müşterilerime söyledim, söylemeye devam edeceğim.

Şikayet yönetimi günümüzde iletişimin en önemli dinamiği. Doğru yönetildiğinde ve anlamlandırıldığında ürün ve hizmetlerin gelişimine, tüketicinin doğru yönlendirilmesine büyük katkıda bulunmaktadır.

Mesela Marmaray için yaptığımız güvenlik animasyonu internette insanların birbirine sorduğu en sık sorulardan oluşmuş ve güvenlik ile ilgili tüm kaygıların bir cevabı niteliğindedir. İzlemediyseniz mutlaka göz atın derim.

Neden sosyal medya şikayet yönetimini çağrı merkezleri değil ajanslar yönetiyor?

Ajanslar sosyal ağların etkisini göstermesiyle müşterilere sunum yapma sıklıkları doğru orantıda oldu. Markaların sosyal medyaya girerken en çok korktukları konu işin başından beri hep şikayet yönetimiydi. Çağrı merkezlerine bu işi vermeleri hem operasyonel olarak hazır olmadıkları için mümkün değildi hem de reklam tarafına bakan yönetici ile çağrı merkezine bakan yöneticilerin ayrı olmaları süreçleri hep aksattı. Hem kafa olarak ayrı dünyadan insanlar hem de bütçeleri ayrıydı. Bu sebepten internet şikayetleri hep ortada kaldı, kalmaya devam ediyor.

Kişisel fikrim ajansların bu işi yönetmesi bu şikayetlerin hep ortada kaldığı anlamına gelmesidir.

 

Twitter’dan mesaj atan Ömer Enis’in daha önce telefonda ne konuştuğunu bilmemek, Ömer’in geri bildirimlerinin ay sonunda ajansın yolladığı Excel’in köşesinde bir yerde kalması bu işin hâlâ çözülemediği anlamına gelmektedir.

Neden ajansların işi değil?

Şikayet yönetiminin önemini yukarıda yazdım. Bu kadar hassas bir konuyu birden fazla markanın şikayetine bakan, bu işi geçici olarak yapmayı hayal eden, yeni mezun insanlar yapmamalıdır.

Şikayet yönetimini yapan kişinin markayı özümsemesi, tüm dinamiklerini bilmesi gerekir. Bu maalesef işi tamamen bu olan çağrı merkezlerinde bile oturmamışken ajansların yapabileceği bir şey değildir.

Teknokrasi Ajans müşterilerimize olabildiğince danışmanlık verip operasyonu kendi içlerinde yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Çağrı merkezi ekiplerini sosyal ağlar konusunda eğitip kullandıkları yazılımları bu yönde geliştirmelerini sağlıyoruz. Esasında ajans olarak doğru bildiğimiz işi yapıyoruz.

Ajansların bu konuda bir an önce adım atıp sektörü katma değerli işlerle geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Girişimcilik deneyimlerim

Teknokrasi

Teknokrasi şirketini Deniz Utku ile kurmamızın üzerinden neredeyse 3 sene geçti.

Acısıyla tatlısıyla çok farklı, deneyim dolu yıllar geçirdiğimizi söyleyebilirim. Geriye dönük baktığımda doğru düzgün deneyimlerimi bloğuma yazmadığımı gördüm.

Beni yazmaktan alıkoyan, deneyimlerimi oluşturan ekip arkadaşlarımı ve müşterilerimi rencide etmekten çok korktum diyebilirim.

Bugün beraber çalıştığım ekip arkadaşlarım ve müşterilerimle belli bir olgunluğa ulaştığımız için artık yazabileceğimi düşünüyorum.

Bu hafta sizinle tüm deneyimlerimi aşağıdaki başlıklarla aktarmaya çalışacağım. Umuyorum kendi şirketini kurmak isteyenlere, sektörde çalışanlara, marka çalışanlarına, ajanslara faydalı olur.

  • Şirketin isminin bulunması
  • Şirkete neye kime hizmet edecek?
  • Müşterilerimiz kim olacak? Gerçekten bizimle çalışırlar mı?
  • Muhasebe nedir? Ne değildir?
  • Vergi. Kulübe hoş geldin canım
  • Kimi niye işe almalıyız? Nereden bulabiliriz?
  • Kimi neden işten çıkarmalıyız? Nasıl çıkartabiliriz?
  • Yeni müşteriyi nereden bulabiliriz?
  • Sosyal medya hesaplarında ne paylaşmalı, neleri paylaşmamalıyız?
  • Ofis alışverişi mi? O da ne?
  • Çalışanın bir derdi var! Hayır, o dert ondan önce senin derdin dostum
  • Çok çalışırsan çok para mı kazanırsın?
  • Aynı şeyleri mi yapıyoruz?
  • Müşteriye neleri söylememelisin?
  • Müşteri bunları her defasında söyle
  • Şeffaf ol! Müşterine, çalışanına herkese karşı şeffaf ol!

Müşteriyi dönme dolaba bindirmek

Mağazadan alışveriş yapmayı sevmeyen, nefret eden birisiyim.

Teknokrasi’yi kurduğumuzdan beri malesef ofis işleriyle çok fazla zaman geçirmek zorunda kaldım. Kalmaya da devam ediyorum.

İşin tek zevkli yanı alışverişin sonunda mutlu olan ekip arkadaşlarınızın olması oluyor.

Geçen hafta Cevahir KOÇTAŞ’a alışverişe gittim. Spatula almak istedim.

Malesef bulamadım.

Hemen bir  satış temsilcisine danıştım. Spatula nerede diye sordum?

Cevap hemen şuranın arkasında oldu. Cevap verir vermez kafasını diğer yöne çevirdi. Sanki çok işi varmış gibi.

Ardından dediği yerin arkasına geçtim.

Orada yoktu. Hemen başka birisine sordum. O da ileriden sağa dön 30 metre ileride dedi.

Dediği gibi yaptım ama çok alakasız bir yere, mutfak bölümüne çıktım.

Orada sorduğumda ileride sağda cevabı aldım.

Birkaç defa döndükten sonra en başta sorduğum ikinci kişiye geldim.

En sonunda sinirlendim, adam gibi bir yönlendirme yapacaksanız yapın diye çıkıştım.

Tam 6 farklı kişiye sormama ve en son sinirlenmeme rağmen bir kişi dahi bana eşlik edip yeri göstermedi.

Sonrasında kendim gezip spatulayı kendim buldum.

İnanın anlayamıyorum. Hele bir markanın, mağazanın alternatifinin çok kolay bulunulduğu şu dönemde bu tip şeylerin yaşanmasını hiç ama hiç anlayamıyorum.

Kriz var, para yok, çok rekabet var diye ağlıyor tüm markalar. Lakin mağazalarına kadar gelip alışveriş yapmak isteyenlere bu denli özensiz davranmaları beni çok şaşırtıyor.

Ticaret yapanlara tavsiyem, aşağıdaki fotoğrafta oylara sahip çıkan müşahit gibi müşterilerine sahip çıkmaları. Aksi halde batmaya mahkumlar.

tkp

Zor günler…

Her günü bir öncekinden daha zor olan günler geçiriyorum şu sıralar.

Zor kararları almam gereken yoğun tempoda çalıştığım bunaltıcı günler…

Hayatımın tüm kritik dönümlerini detaylıca yazdığım bu blogda bu yazının da olmasını istedim.

Lakin sizinle hiçbir detay paylaşmayacağım.

Neden?

Artık bu ülkede düşüncelerin bir değerinin olduğunu göremiyorum.

Eller düşmanın boğazında, kalpler kurumuş…

Kime ne anlatacağım? Kime neden bir şey anlatacağım?

Yıllar sonra yeniden Android

İlk Android deneyimimi Samsung Galaxy S2 ile yaşamıştım. Çok mutsuz olduğum için tekrar iOS işletim sistemi destekleyen bir iPhone’a geri dönmüştüm.

Çok sık Google araçları kullandığım için yeniden Android’e geçmeye karar verdim.

Çağlar Çokçetin‘in gazlamasıyla Samsung Galaxy Note 3 aldım.

Cihaz oldukça etkili, hele kalemi gerçekten muhteşem olmuş diyebilirim. Önceki Galaxy Note ürünlerine göre bu son sürüm olmuş diyebilirim.

Özellikle kalemle yazdığınız yazıyı doğru algılama becerisi insanı çok etkiliyor. Kısaca tasvir et deseniz şöyle derim:

Hızlıca kağıda yazdığınız notları daha sonra okuyamazsınız ama Samsung ekranına yazdığınız aynı yazıyı cihaz anlayabiliyor. Hiç de zorlanmıyor.

Gelelim güncel Android izlenimlerime:

İlk söyleyeceğim şey Android’in hala iOS kopyası gibi durduğudur. Henüz iOS’un önüne geçtiği söylenemez. Bunu beceri tarafından düşünüp yanlış yorumladığımı düşünenler olabilir. Lakin kastettiğim beceri karşılaştırması değil. Bir işletim sisteminde çok fazla şeyi yapabilmeniz o işletim sisteminin önde olduğunu göstermez.

Uygulamaların tasarımı, ekranlarda yaşanan mantık hataları amatör bir yazılımın içinde dolaştığınız hissiyatı veriyor.

Android hala yazılımcı kafasında tasarlanmış bir işletim sistemi benim gözümde.

Bir yazılımcıya ”Bana çay getir dersen” çok farklı sonuçlar alabilirsin.

Sana çaydanlığı getirebilir, çay yaprağı koparıp getirebilir. Bir bardağa çay koyup getirse bile kaşığı veya şekeri getirmeyi genelde akıl etmez.

Android’te tam olarak öyle diyebilirim.

Bir diğer eksikliğiyse kurduğunuz uygulamaların çok kötü tasarlanmış ve hatalarla dolu olması. Bunu da birçok ekrana sahip bir işletim sistemi olduğundan diye yazıyor, anlatıyor arkadaşlar.

Şimdilik idare ediyoruz, işletim sistemi ve cihazla ilgili daha fazla deneyimi yazmaya çalışacağım.

Samsung Galaxy Note 3 ile çektiğim video:

Samsung Galaxy Note 3 ile çektiğim bazı fotoğraflar: (Gece ve gündüz)

Monoton hayattan nasıl kurtulabilirsiniz?

Başlık yaşam dergisinden alınmış gibi olabilir ama günümüz insanı çok soruyor bu soruyu ve çare arıyor. Hatta daha kısaltılmış versiyonu bile var: Monotonluktan nasıl kurtulabiliriz?

Benim 26 senelik hayat tecrübeme dayanarak söyleyeceğim ilk şey monotonluktan kurtulmanın çok zor olduğudur..

Size bu yazıda nasıl kurtulabileceğinizi yazmaya çalışacağım.

Düşmanımızı tanıyalım:

Monoton ne anlama gelir? Ekşisözlük’te gayet iyi açıklamışlar: Hep aynı tonda olan.

TDK’ya baktığımızda monoton kelimesinin Türkçesi ile karşılaşıyoruz; tekdüze.

Tekdüzenin anlamı: Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden, tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton

Burada özellikle sürüp giden bir ibare var. Şayet size ‘Nasıl gidiyor?’ diye sorduklarında ‘Sürüp gidiyor işte..’ diyorsanız işte tam olarak bu yazıda sizin hayatınızı değiştirmeye çalışıyoruz diyebilirim..

Peki hayatınızı neden değiştirmek istiyoruz? Neden monotonluktan, tekdüze hayattan kurtulmalısınız?

Nedeni çok basit: Bu illete bir kere kapıldığınızda bir süre sonra anlamaz, ömrünüzün bitip tükendiğini görebilirsiniz. Sabah akşam çalışır, işleri yetiştirirsiniz ama 70 yaşında hiçbir şeyi yaşamadan, tadamadan ölüp gidersiniz.

Büyük ihtimalle dünya hayatında bir şeyleri yetiştiren arkadaşlarınız vardır, cenaze merasiminizden de bir şeyleri bitirmek için erken ayrılırlar.

Evet, ‘İçinizden erken ayrılmasalar, başımda dursalar ne olur ki?’ diye sorduğunuzu biliyorum. Pek yaşayamadığınız duygular bunlar. Merak etmeyin monotonluktan kurtulduktan sonra hasret, keder, sevgi, aşk, tutku gibi duyguları tadabilecek yeniden yaşadığınız için heyecan duyacaksınız.

Monotonluğun sebebi nedir? Genellikle monotonluğun, tekdüzeliğin sebebini maddiyata bağlarlar. İkinci en büyük neden olarakta zamansızlıktır.

Halbuki her ikisi de büyük yalan. Sadece hayalkırıklıkların bahanesidir bunlar.

Monotonsuzluğun en büyük sebebi yakın arkadaşlarınız ve çevrenizdir. Sevgiliniz, eşiniz, babanız, anneniz, abiniz, kardeşiniz, ablanız, akrabalarınız, en yakın arkadaşlarınızdır.

Eskiden aileler, amca – dayı tek bir apartmanda yaşarlardı. Ben de öyle bir ailede büyüdüm. Çevreniz %90 onlardan oluşuyordu. Okula bile onlarla gidiyordunuz. Artık herkes farklı diyarlarda farklı apartmanlarda yaşadığından diğer seçeneklere odaklanmakta fayda var.

Akrabalarınız artık sizi sadece sosyal ağlarda monotonluğa itebilirler. İstediğiniz gibi bir paylaşım yapamazsınız kuzeniniz yengenize lafı taşır.

Mesela yengemler ve dayımlar Facebook’da aktif olduklarından beri düzgün paylaşım yapamadığımı farkettim. Halbuki eskiden paylaşmadığım şey yoktu.

Gelelim asıl tehlikeli olan tarafa. İş arkadaşları, eşiniz, sevgiliniz ve sürekli görüştüğünüz dostlar.

Çok istediğiniz bir konsere gitmek istediniz hayır mı dediler? İki veya üç ayda bir dışarı çıkma teklifinde mi bulunuyorlar? (Mevsimlik gezen tipler gibi) Kendilerini sürekli güvende tutmaya mı çalışıyorlar?

Evet dostum.. İşte onlar senin düşmanın.

Onlar senin hayatının içine etmek üzere evrenin sana yolladığı, sınanman tekdüze yaşayıp tekdüze ölmen için varlar.

Küçük testlerle kim bunlar hemen bul..

Hafta sonu daha önce hiç gitmediğiniz bir mekana gitme teklifinde bulun. Muhtemelen hayır cevabı alacaksın. Ya kendini iyi anlatamadın ya da senin monotonluğun sebebidir onlar.

Bu ve bu gibi yenilikleri hayatına girmene sebep olan dostların senin bu dünyada güzel yaşamanı engellerler.

Peki ne yapmalısın?

Öncelikle arkadaşını uyarmalı, şayet devam ederse kapıya koymalısın. İnan bu işin başka çaresi yok.

Unutma, tekdüzelikten birini kurtaramazsın, ancak onun gibi olabilirsin.

Hayatın ‘sürüp gidiyor işte’ denilecek kadar değersiz bir şey değil. Hemen kendini ikna et; eşini, arkadaşını, çevreni değiştir.

Çok mu ağır oldu?

O zaman git monoton bir şekilde öl…