Geleceği Keşfedenler Dijital Çağın Biyografisi Kitabı

Dijital dünyada tüketenlerin ve üretenlerin de ilgisini çekecek bir bilgi kaynağı olmuş. Steve Jobs kitabıyla tanıdığım yazar Walter Isaacson güzel bir derleme yapmış. 

Bilgileri tazelemek, arkalarda kalmış gözden kaçmış olanları edinmek için muhteşem fırsat. Kitabı şuradan alıp okuyabilirsiniz.

Benim kitaptan sevdiğim kısımlar aşağıda 😉

‘Dünya tarihi büyük adamların biyografilerinden ibarettir.’ 

‘Bazen yenilik bir zamanlama meselesidir. Büyük bir fikir, uygulayacak teknolojinin mevcut olduğu çok doğru bir anda gelir. Örneğin, Ay’a insan gönderme fikri, tam da mikroçiplerdeki ilerleme sayesinde roketin ucuna bilgisayar güdüm sistemi takılabildiği sırada gelmiştir. Ama zamanlamanın iyi olmadığı durumlar da vardır. Charles Babbage sofistike bir bilgisayara dair ilk makaleyi 1837’de yayımlamıştı ama öyle bir şeyi yapmak için gerekli teknolojiye ancak yüz yıl sonra ulaşılabildi. 

Demiryolu kondüktörlerinin her yolcunun özelliklerine göre (cinsiyet, yaklaşık boy, yaş, saç rengi) biletlere delik açmasından ilham alan Hollerith, sayıma katılan herkesin belirgin özelliklerinin kaydedileceği yirmi sıra ve yirmi dört sütunlu delikli kartlar tasarladı.’

O sonbahar Stibitz mutfak masası modeliyle uğraşırken, Aiken Harvard’daki üstlerine ve IBM yöneticilerine Babbage’ın dijital makinesinin modern bir versiyonunu yapmalarının gerekliliğine dair yirmi iki sayfalık bir bildiri yazdı. Bildirisine ‘Aritmetik hesaplamalarda zamandan ve zihinsel çabadan tasarruf etme ve insan hatasını ortadan kaldırma isteği muhtemelen aritmetik biliminin kendisi kadar eskidir,’ diye başladı.

Pek çok kişi gibi Mauchly de fikirlerini çeşitli deneyimlerden, sohbetlerden, gözlemlerden topluyordu. Swarthmore, Dartmouuth, Bell Labs, RCA ,Dünya Fuarı, Iowa Üniversitesi ve başka yerleri bunlar arasında sayabiliriz. Sonra onları kendi fikirleriyle birleştiriyordu. ‘Yeni bir fikir birdenbire ve sezgisel bir şekilde gelir.’ Demişti bir kez Einstein. ‘Ama sezgi, önceden edinilen zihinsel deneyimlerin sonucundan başka bir şey değildir.’ İnsanlar pek çok kaynaktan bilgi edinip bir araya getirdiklerinde ortaya çıkan fikirlerin kendi fikirleri olduğunu düşünmeleri doğaldır. Öyledir de. Bütün fikirler bu şekilde doğar.

Amerikan Savaş Bakanlığı’nın elektronik bilgisayara fon sağlama kararı 9 Nisan 1943’te çıktı.

Modern bilgisayarlarının gelişiminde gerekli olan önemli bir adım daha vardı. Savaş zamanında yapılan makinelerin hepsi, en azından başlangıçta, denklemler çözmek ya da şifre kırmak gibi belirli bir amaca göre yapılmıştı. Ama gerçek bir bilgisayar Ada Lovelace’in ve daha sonra Turing’in hayal ettiği gibi her türlü mantıksal işlemi kusursuz ve hızlı bir şekilde yapabilmeliydi. Bunun için yapacakları işlemlerin donanımla değil, yazılımla belirlendiği makineler yapmak gerekiyordu. Turing bir kez daha bu kavramı açık bir şekilde ifade etti. ‘Farklı işleri yapmak için sonsuz sayıda farklı makine gerekmiyor,’ diye yazdı 1948’de. ‘Bir tanesi yeterli olacak. Farklı işler için farklı makineler yapmaktan doğan mühendislik sorununun yerini, bu işleri yapacak evrensel makineyi programlamaktan doğan ofis çalışması alacak.’

2011’de ölmeden kısa bir süre önce Jean Jennings Bartik ilk genel amaçlı bilgisayarın tüm programcıların kadın olmasıyla gurur duyduğunu söyledi. ‘Kadınların kariyer fırsatlarının genel olarak sınırlı olduğu bir dönemde dünyaya geldiğimiz halde bilgisayar çağının başlamasına yardımcı olduk.’ Çünkü o dönemde matematik okumuş pek çok kadın vardı ve bu becerilerine talep doğmuştu. İşin gülünç tarafı, erkeklerin ellerinde oyuncaklarıyla makinenin donanımını bir araya getirmenin en önemli iş ve dolayısıyla erkek işi olduğunu düşünmeleriydi. ‘Amerikan bilimi ve tekniği o dönemde şimdiye nazaran çok daha cinsiyetçiydi’, diyordu Jenneings. ‘ENIAC’ın yöneticileri programlamanın elektronik bilgisayarın işleyişi için ne kadar önemli olduğunu ve bunun ne kadar karmaşık bir şey olabileceğini bilselerdi, böylesine önemli bir görevi kadınlara vermekte çok daha tereddüt ederlerdi. 

Alan Turing program depolanan bilgisayarları geliştirmek üzerine düşünürken dikkatini Ada Lovelace’in bir yüzyıl önce Babbage’ın Analitik Makine’si hakkından yazdığı ‘Notlar’daki bir ifadeye çevirdi: Makineler gerçek anlamda *düşünemez.* Turing kendi kendine sordu: ‘Eğer makineler işlediği bilgiden yola çıkarak kendi programını modifiye edebilirse bu, bir tür öğrenme olmaz mı? Bu da bizi yapay zekâya götürmez mi?’

Yapay zekâ etrafında şekillenen konular çok eskilere gider. İnsan bilinci hakkındaki sorular da öyle… Bunun gibi pek çok soruda olduğu gibi Descartes’ın bunları da modern terimlerle bir yapıya oturtması faydalı olmuştu. Ünlü ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ ifadesinin yer aldığı, 1637 tarihli *Yöntem Üzerine Konuşma* adlı eserinde şöyle diyordu: 

‘Shannon makineye sadece veri değil, kültürel şeylerde yüklemek istiyor!’ dedi Turing bir gün öğle yemeğinde Bell Labs’teki arkadaşlarına. ‘Ona müzik çaldırmak istiyor!’ Bell Labs’in yemek salonunda bir başka öğle yemeğinde, salondaki tüm yöneticilerin duyabileceği şekilde sesini yükselterek:’ Hayır, çok güçlü bir beyin geliştirmek peşinde değilim. Tek istediğim, ortalama bir beyin; Amerikan Telefon ve telgraf Şirketi başkanının beyni gibi bir şey.’

Turing ‘Hesap Yapan Makineler ve Zekâ’ makalesini yazdıktan sonraki birkaç yıl boyunca, kışkırttığı bu tartışmanın içinde bulunmaktan bayağı keyif alıyor gibi görünüyordu. Alaycı bir mizah ile sone ya da yüksek bilinç lafları edenleri dürtüp duruyordu. ‘Günün birinde hanımlar bilgisayarlarıyla parkta yürüyüşe çıkacak ve ‘Benim küçük bilgisayarım bu sabah çok mokik bir şey söyledi,’ diye ‘Fikirlerini açıklamak için kullandığı komik ama zekice kurgulanmış benzetmeleriyle çok keyifli bir dosttu,’ diyecekti.

Yirminci yüzyılın uzunca bir kısmında risk sermayesi ve yeni kurulan şirketlere girişim sermayesi sağlamak Vanderbilt, Rockefeller, Whitney, Phipps ve Warburg gibi birkaç ailenin elindeydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu ailelerin çoğu bu işi kurumsallaştıran şirketler kurdular. Büyük miras sahibi John Hay ‘Jock’ Whitney, Benno Schmidt Sr.’ı işe alarak J.H. Whitney&Co.’yu kurdu ve ilginç fikirleri olan ama banka kredisi alamayan girişimcilere ‘risk sermayesi’ olarak adlandırdığı fonu sağlamakta uzmanlaşmıştı. John D. Rockefeller’ın altı oğlu ve bir kızı da Laurence Rockefeller’ın idaresinde, adı sonradan Venrock Associates olan benzer bir şirket kurdular. Yine aynı yıl, 1946’da, aile servetine değil de işletme zekâsına dayalı, çok daha etkili bir girişim doğdu: American Research and Development Corporation (ARDC). Harvard Buiseness School’un eski dekanı Georges Doriot tarafından, eski MIT rektörü Karl Compton’la birlikte kurulan ARDC, 1957’de Dijital Equipment Corporation’a yatırım yaparak yaparak büyük başarı kazandı. On bir yıl sonra şirket halka açıldığında değeri beş yüz katına çıkmıştı.

‘Tasarımı basitleştirmek için aklına bir şey geliyorsa peşinden git,’ diye önerdi Noyce. 

Computer Space birahanelerde öğrenci mekânlarında olduğu kadar popüler değildi. Tilt kadar başarılı da olmadı. Ama bir hayran kitlesi edindi. Daha önemlisi, bir endüstri kurdu. Bir zamanlar Şikago merkezli tilt şirketlerinin alanı olan oyun makineleri, kısa süre sonra Silikon Vadisi’nin mühendisleri tarafından yepyeni bir şeye dönüştürülecekti.

Stephen Lukasik 1967 – 1970 arası ARPA’nın yardımcısı, ardından 1975’e kadar başkınıydı. Haziran 1968’de Roberts’ın ağa devam etmesini sağlayan resmi izinleri almıştı. Vietnam’daki Tet Saldırısı ve My Lai Katliamı’ndan yalnızca birkaç ay sonraydı. Svaş karşıtı protestolar zirvedeydi ve en büyük üniversitelerde öğrenciler isyan etmişti. Savunma Bakanlığı’nın parası, sırf araştırmacılar arasında işbirliği sağlayacak bir iş için o kadar kolay akmıyordu. Senatör Mike Mansfield ve diğerleri, sadece askeri misyonla doğrudan ilgili projelere fon sağlanmasını talep ediyordu. ‘Yani böyle bir ortamda,’ diyor Lukasik, ‘sadece araştırmacıların verimliliğini artıracak bir ağ için o kadar parayı bulamazdım. Bu sebeple tek başına akıllarını çelmeye yetmezdi. Akıllarını çelecek asıl fikir, telefon ağı hazar gördüğünde paket anahtarlamanın daha sağlam olduğu için hayatta kalabileceği fikriydi… Stratejik bir durumda – yani nükleer saldırıda- başkan hâlâ füze alanlarıyla irtibat kurabilecekti. Dolayısıyla sizi temin ederim ki 1967 sonrasında çekleri imzalarken beni ikna eden neden buydu.

— 

Bir kuşak sonra, 2014’te Cerf, Washinton DC’deki Google’da çalışırken interneti yaratarak ortaya çıkardıkları mucizelere hala hayret ediyordu. Google gözlüğü takıyor ve her geçen yıl eklenen yenilikleri takip ediyordu. ‘Sosyal ağlar –bir deney niyetiyle Facebook’a katıldım- iş uygulamaları, mobil ve her türlü yenilik internette toplanmaya devam ediyor,’ diyor. ‘Milyon kat büyüdü. Çok az şey bunu bozulmadan yapabilir. Yine de bizim yarattığımız eski protokoller gayet iyi idare ediyor.’

İnternetin icadında en çok övgüyü kim hak ediyor? Bilgisayarı kimin icat ettiği sorusunda olduğu gibi bunda da cevap, işbirlikçi yaratıcılık…

Bilgisayarın kişisel olması fikri, yani insanların ellerine alıp evlerine götürebileceği türden bir bilgisayar düşüncesi, 1945’te Vannevar Bush tarafından tasavvur edildi.

‘Karşı kültürlerin merkezi otoriteyi hor görmesi, kişisel bilgisayar devriminin felsefesi temellerini oluşturdu,’ diye yazdı 1995 yılında Time’da yayımlanan ‘Hepsini Hippilere Borçluyuz’ adlı makalede.

 —

Hippi komüncülüğü ve özgürlükçü politikalar, modern siber devrimin kökenlerini oluşturmuştur… Bizim kuşağımızın çoğu bilgisayarları merkezi otoritenin uzantısı görmüştü. Ama küçük bir grup –sonradan bunlara ‘hacker’ dendi- bilgisayarları kucakladı ve özgürleşmenin araçlarına dönüştürmeye girişti. Bunun geleceğe giden esas yol olduğu anlaşıldı… Genç bilgisayar programcıları medeniyeti ana bilgisayarlardan kasten uzaklaştırdı.

Kişisel bilgisayarın yaratılışına katkı sağlayan bir karakter türü daha vardı: seri girişimdi. Bu aşırı doz kafein yüklü girişimci, hippileri, Whole Earth takımını, örgütlenmecileri ve hacker’ları kenara itip Silikon Vadisi’nde zamanla egemenlik kuracaktı. Ama pazarlanabilir kişisel bilgisayarı yaratan bu türün ilk örneği, çıktığı yer itibarıyla Silikon Vadisi’nden de, Doğu Yakası’nın bilgisayar merkezlerinden de uzaktaydı.

 —

Böylece Hall, web logging’in havarisi olup çıktı. Eğer kendisini bir iki gün misafir ederlerse isteyenlere HTML öğretebileceğini söyleyen bir gönderi paylaştı ve 1996 yazında teklifini kabul eden kişilere uğrayarak otobüsle Amerika’yı dolaştı. Scott Rosenberg blogging tarihini anlattığı kitabı Say Everything’de, ‘Bilgi deposu olarak kabul edilen bir aracı aldı ve kişisel boyuta göre ölçeklendirdi,’ diye yazdı. Bu doğruydu ama yaptığı bununla da sınırlı kalmadı: Internetin ve web’in olmaları gerek şeye, yani ticari platformlar değil, paylaşım araçlarına dönüşmesine yardım etti. Web logging, interneti daha insancıl hale getirdi ki bu, küçük bir dönüşüm sayılmazdı. ‘Teknolojinin en iyi kullanımı insanlığımızı geliştirmektir, diye ısrar etti Hall. ‘Hikayemizi şekillendirip paylaşmamızı ve bağ kurmamızı sağlar.

 —

Bu fenomen hızla yayıldı. 1997’de Robot Wisdom adında komik bir site kuran John Barger, weblog terimini dile kazandırdı ve iki yıl sonra Peter Merholz adında bir web tasarımcısı şaka yollu bir şekilde bu sözcüğü we blog olarak ikiye böldü. Blog sözcüğü konuşma diline girdi.’ 2014’e gelindiğinde dünyada 847 milyon blog olacaktı.

 —

Bechtolsheim pazarlamaya çok para – daha doğrusu hiç para- harcamıyor oluşlarını takdir etti. Google’ın ağızdan ağıza yayılacak kadar iyi olduğunu biliyor ve kuruşu kendileri bir araya getirdikleri bilgisayarlarının parçalarına harcıyorlardı. ‘Diğer web siteleri yüklü bir girişim sermayesi alıp reklama harcıyordu.

 —

Brin ve Page reklam almaya karşı olsa da, Bechtolsheim başına açık bir dille yazılarak belirtildiği takdirde arama sonuç sayfasına reklam koymanın kolay olacağını ve yozlaşmışlık sayılmayacağını biliyordu. Bu da açıkça gelir akışı anlamına geliyordu. ‘Senelerdir duyduğum en iyi fikir,’ dedi. Bir süre fiyatlandırma hakkında konuştular. Bechtolsheim fiyatlarını çok düşük tuttuklarını söyledi. Ve işe gitmesi gerektiği için, ‘Pekala, vakit kaybetmek istemiyorum, diye bitirdi. ‘Eminim bir çek yazsam size yardımcı olur.’ Arabasına gidip çek defterini aldı ve Google Inc’e 100.000 Dolar yazdı. ‘Henüz banka hesabımız yok,’ dedi Brin. ‘Olunca bozdurursunuz, ‘diye cevap verdi , Bechtolsheim. Sonra da Porsche’sine atlayıp gitti. 

 —

Watson sisteminde 2 milyon sayfa tıbbi makale ve 600.000 klinik bulgu vardı. Ayrıca 1,5 milyon hasta kaydına ulaşılabiliyordu. Doktor bir hastanın semptomlarını ve hayati bilgilerini girdiğinde, bilgisayar güvenilirlik sırasıyla bir öneri listesi oluşturuyordu.

IBM ekibi faydalı olması için makinenin doktorlarla işbirliği kefifli bir hale getirmek gerektiğini fark etti. IBM’in yazılım araştırmaları başkan yardımcısı David McQueeney makineye sahte bir alçakgönüllülük programladıklarını anlattı:’ Doktorlarla ilk tecrübelerimizde ‘Benim tıp mesleğini icra etme ehliyetim var ve bana ne yapacağımı söyleyecek bir bilgisayara ihtiyacım yok, diyorlardı. Böylece biz de sistemimizi daha alçakgönüllü olacak şekilde programladık. İşte size faydalı olabilecek şeylerin yüzdeleri, dilerseniz kendiniz de bakabilirsiniz, gibi ifadelerde bulunuyordu.’ Doktorlar çok memnun olmuştu. Bilgili bir meslektaşlarıyla sohbet etmek gibi olduğunu söylüyorlardı. Amacımız insanların sezgi gibi yetenekleriyle bilgisayarların geniş imkanlarını bir araya getirmek, dedi McQueeney. Bu müthiş bir kombinasyon, çünkü her ikisi de diğerinde eksik olan parçayı sunuyor.

Huzurlu Olmak İstiyorsanız Ufak Şeyleri Dert Etmeyin Kitabı

Küçük ama etkili bir kitap daha yakın zamanda bitirdim. Kitabın isminin hemen sonuna yazar ekliyor. Ufak şeyleri dert etmeyin… Hepsi de ufak şeylerdir 🙂

Kitapta hoşuma giden öğütleri sizinle paylaşmak istiyorum. Şayet kitabı almak isterseniz şuradan girip online satın alabilirsiniz.


İyi okumalar.

‘Benim kuşağımın en büyük keşfi, bir insanın tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebileceğini öğrenmiş olmasıdır.’

Williams James

Öldüğünüz zaman yapılacak işlerin listenizin hâlâ dolu olacağını unutmayın.

Unutmayın ki öldüğünüzde yapılması gereken bir sürü iş kalacak ve bunları, siz gittikten sonra sizin için bir başkası yapacaktır. Dolayısıyla hayatınızın değerli anlarını sonradan pişmanlık duyacağınız şekilde harcamayın.

 —

Her gün kendiniz için bir ‘ Sessizlik’ zamanı ayırın

 —

Her gün en az bir kişiye onun beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin

 —

Bir sonraki tartışmanızda, kendi görüşünüzü savunmak yerine önce karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın

Her Güne Bir Nietzsche Kitabı

Her derde bir Nietzshce felsefesiyle yazılmış harika bir kitap. Bir solukta okuyup bitiriyorsunuz. Bu kitaptan hayat için çıkarılacak derslerden hoşuma gidenleri not aldım. Aşağıda bulabilirsiniz.

Kitabı şuradan inceleyebilir, hemen satın alabilirsiniz.


En büyük başarı en çok ses getiren değildir, sessiz kalabilmektir.

Japonya’da, dağların arkasındaki bir tapınakta dört rahip inzivaya çekilip sessiz kalmaya karar verir. Kesinlikle konuşmamaları gerekmektedir. Hava çok soğuktur ve tapınakta dondurucu bir rüzgar esmeye başlayınca rahiplerden en genci konuşur:

‘Mum söndü!’ 

‘Neden konuştun?’ der yaşlı rahip. ‘ Sessizlik orucundayız!’

‘Anlaştığımız üzere çenenizi kapatmanız gerekirken neden konuştuğunuzu soruyorum kendime,’ diye bağırır üçüncü rahip öfkeyle.

‘Bir tek ben konuşmadım!’ der dördüncü rahip mutlu bir ifadeyle.

İnsan en iyi yalnız başına öğrenir.

Düşünür ve filozof olan Nietzsche, hayatının büyük bölümünü inzivaya çekilip yalnız başına geçmiştir. Asosyal olmadan ve ünlü filozofun sonunda yaşamış olabileceği gibi, deliliğin sınırlarında dolaşmadan, kısa süreli inzivaya çekilmek yaşadıklarımızı sindirmek ve yeni projeler geliştirmek için yararlı olabilir. Sonra yeniden doldurmak isteyeceğimiz zihnimizi boşaltmak olacaktır bu. 

Nietzsche acısıyla yüzleşir ve bu tecrübesinden, bir yeti kazanarak çıkmaya çalışır. Hayatımızın en zor anları bile bilmemiz gereken şeylere ulaşmamızı sağlayacak açık kapılar gibidir.

Zen aşçının dediği gibi devamlı hamburger yiyen bir insanın sonunda hamburgere benzemesi muhtemeldir.

Dans terapisi konusundaki araştırmalar her çeşit dansın tedavi edici özellikleri olduğunu ortaya koyuyor.

    * Dans ederken vücudumunuz ve diğerleriyle iletişim kurma şeklimizin farkına varırız.

    * Dans, içimizden geldiği gibi hareket etmemize yardımcı olur ve kendimize olan güvenimizi arttırır. Özellikle çekingen insanlar için çok faydalılar çünkü alternatif bir iletişim kurma yolu olarak kullanılabilir.

    * Stresten, fiziksel ve psikolojik gerginlikten uzaklaşmamızı sağlar.

    * Kontrol ettiğimiz hareketlerimiz gibi duygularımızın da farkına varmamıza yardımcı olur.

Kafası karışmış insanlara yardım edip onları sakinleştirmenin en iyi yolu övgüdür.
 DALE CARNEGIE!DEN ARKADAŞ EDİNME (VE İNSANLARI ETKİLEME) KONUSUNDA TAVSİYELER

Karşımızdakini eleştirmek gereksizdir çünkü savunmaya geçip kendini açıklama gereği duyacaktır. Ayrıca eleştiri yapan insan, karşısındakinin öfkelenmesine de sebep olur.

    * Sosyal ilişkilerde sansür uygulamak yerine sözcüklerimizi dikkatle seçersek daha başarılı olursunuz.

    * Başkalarının sizi düzeltmesini beklemek yerine kendi kendinizi düzeltmeye çalışmanız çok daha yararlı ve net sonuçlar verecektir.

    * En sevilen insanlar sürekli başkalarıyla konuşmaktan vazgeçip kendi dertlerine odaklanan insanlardır.

    * İnsanları kınamak yerine anlamaya çalışmak ve neden belli bir tavır sergilediklerinin farkına varmak gerekir.

    * İnsanlara ilgi göstererek geçireceğiniz iki ayda, insanların size ilgi göstermesini bekleyerek geçireceğiniz iki yıldan çok daha fazla arkadaş edinebilirsiniz.

    * Aptal olan birçok insan eleştirebilir, kınayabilir ve şikayet edebilir ki çoğu da zaten sürekli bunları yapmaktadır.

Evlenmeden önce kendinize şu soruyu sorun: ‘Bu insanla hayatımın sonuna dek konuşabilir miyim?’ Evlilikte bunun dışındaki her şey geçicidir.

İnsanın kaderi hayallerinin büyüklüğüyle şekillenir, bu hayallerin gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Asıl sorun çoğu insanın çocuklukta veya ergenlikte hayal kurmaktan vazgeçmesi ve hayata karşı ‘Hayat böyle işte’, ‘Ne yapalım, çalışmak lazım,’ şeklinde yenilgiyi kabul eden bir duruş sergilemesidir.

Özgün olmak bazen kimsenin duymayı beklemediği bir şey söylemek anlamına gelebilir.

Gazeteci Carl Honorê birkaç yıl önce, havaalanında kapıların açılmasını bekleyen kuyrukta sabırsızlanırken *Yavaş* adlı kitabını yazmaya karar verdi. Bu kitap için araştırma yaparken hız aşımı nedeniyle ceza yediğini de sonradan itiraf etti.

Kitabında vardığı sonuçlardan biri de şudur: Yavaşlattığımız her eylem daha sağlıklı ve rahat bir hayata attığımız tohumlar gibidir.

Okuyuculara verdiği tavsiyeler arasında arabayı bırakıp şehirde yürümek de var. Bu konuda Amerikalı ekolog Edgard Abbey’nin desteğini de alıyor. ‘Yürümek dünyayı çok daha büyük ve ilginç bir yer haline getirir. İnsanın detayları incelemeye vakti olur.’

Bu öğreti İtalya’da birkaç köyde uygulanmaya başlayan ‘slow living’ restoranlarına alternatif olarak ‘slow food’ restoranlarını da gittikçe çoğalıyor.

Bir arkadaşınız size zarar verirse ona şöyle söyleyin: ‘Bana yaptıkların için affediyorum ama peki ya kendine yaptıkların! Onu ben nasıl affedebilirim ki?’

Alman edebiyatçı Johann Wolfgang von Goethe, mutlu olmanın formülünü Nietzsche’den yüzyıl önce şöyle sıralamıştı:

    * Keyifle çalışabilmek için sağlık

    * Zorluklara karşı savaşabilmek için güç.

    * Hataları kabul etmek ve affetmek için kapasite.

    * Hedefe ulaşmak için sabır.

    * Komşuyu da iyi görebilmek için yardımseverlik.

    * Başkalarına faydalı olabilmek için sevgi.

    * Kutsal olanla yaşamak için inanç.

    * Gelecekle ilgili korkuları aşabilmek için umut.

En zengin insan en ucuz şeylerden zevk alan insandır.

Tekrar etmek mükemmellik getirir.

Konuşmayı Kes Harekete Geç Kitabı

Enteresan, harekete geçirici bir kitap olduğunu baştan söyleyeyim. Şuradan girip satın alabilirsiniz. 

Seth Godin: ‘Bu kitap beni rahatsız etti. Bravo!’ demiş.

Beni rahatsız etmesinden çok eğlendirdi. Aşağıda kitapta altını çizdiğim şeyleri bulabilirsiniz.
* ‘Geçmiş girizgâhtır.’ William Shakespeare
* ‘Önüne bak!’ Herhangi bir ordudaki herhangi bir eğitim çavuşu.
* ‘Sadece bitirmeden ölmeyi göze alabileceklerini yarına ertele.’ Pablo Picasso


* Çok sayıda insan aynı başlangıç noktasını paylaşıyor. ABD’de her sekiz çalışandan birinin, yaşamının bir döneminde McDonald’s’ta çalışmış olduğu tahmin ediliyor.

* ‘Önce sorunu tanımlamamız gerek. Dünyayı kurtarmak için sadece bir saatim olsaydı, bunun 59 dakikasını sorunu anlamaya, bir dakikasını ise çözümler üretmeye ayırırdım.’ Albert Einstein
* Köşende oturup insanları sana gelmesini bekleyemezsin. Bazen senin onlara gitmen gerekir..’ Winnie the Pooh
* Risk alacak kadar cesur olmayan bir insan, hayatta bir şey başaramaz.’ Muhammed Ali
* Etkili İnsanları 7 Alışkanlığı kitabının yazarı Stephen Covey’den alıntı yapacak olursak: Merdiveniniz yanlış duvara dayalıysa o merdiveni meşgul meşgul tırmanmanın anlamı yoktur.
* Ringin içinde olsanız da olmasanız da, yere düşmek sorun değil. Sorun yerde kalmak.’ Muhammed Ali
* ‘Bir fili nasıl yersiniz? Her seferinde bir lokma ısırarak.’ Çok kullanılan bir deyiş.

2017 yılı pazarlama trendleri ve notlarım


Sağ olsun Zekai Kıran paylaşmış: 2017 Pazarlama ve İş Dünyasına neler getirecek raporunda önemli gördüğüm bazı yerleri özellikle belirtmek istedim. Yanlarına ufak notlar ekledim. Raporun tümünü buradan indirebilirsiniz.

2020 yılında ABD iş gücünün yarısı freelancer olacakmış. Bizde oran bu kadar yükselir mi bilemem ama şimdiden yasal altyapının gelişmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Hızlı şirket kurabilme vb. düzenlemeler gerekiyor. Ayrıca memurun eğitilmesi de önemli bir konu. Mobil çalışıyorsunuz, bir çalışanın var. İŞKUR’dan destek alacaksın ama adam ofise gelip o adamı görmem lazım diye tutturuyor.

Kullanıcılara özel oluşturulan internet siteleri diğer sitelere göre %37 daha çok ilgi görüyormuş. 2017 yılında bu konuya eğilmek şart arkadaşlar.

Tüketicilerin %44’ü, markalardan çok fazla alakasız teklif veya promosyon aldığını söylüyormuş. Bir önceki maddede yazdığım gibi: Bu konuya eğilmek şart.

Fintech kısmına mutlaka göz atın. Çok önemli bilgiler var. Mesela: Google son 5 yılda 37 farklı FinTech yatırım yapmış. 

2018 yılında tüm dünyadaki internete bağlı cihaz sayısı, mobil cihaz sayısını geçecekmiş. Her şey internete bağlanıyor diyebilir miyiz? Bence hepimiz yazılım geliştirmeyi ilerletmeliyiz.

Siemens Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy’un bölümünü dikkatle okuyun derim. 2017 yılında herkes Endüstri 4.0’ı anlamaya çalışacak. (Son sayfa)

iPad Pro iPad’den öte

iPad çıktıktan sonra ikinci seri ve iPad Air kullanma şansım olmuştu. Bu cihazlarda oyun oynama iş yapabilmeyi çok istemiş ve çok uğraşmıştım. Lakin bir türlü beceremedim.

Oyun oynarken cihazlar çok çabuk ısınıyor, ofis programları sürekli hata veriyordu.
iPad Pro’yu alırkende böyle bir sonuçla karşılaşacağım diye korkmuştum. Fakat öyle olmadı.
Bir aydır iPad Pro ikinci seri cihazı kullanıyorum. Microsoft Ofis yazılımlarıyla entegre, Cloud ile barışmış bir cihaz. 

Çok hızlı açılıyorlar. (Word 3 saniyede açılıyor.) Aynı şekilde oyunlarda çok başarılı. Kapanma ve ısınma sorunları yaşamıyorum. 

iPad Pro’dan sonra bilgisayar kullanmayı bıraktım.
Şayet siz de bilgisayar taşımaktan sıkıldıysanız deneyin derim.
Almadan önce işinizin ofis programlarıyla kısıtlı olup olmadığına dikkat edin:)
Bir grafikeri iPad Pro tatmin eder mi etmez mi emin değilim:) 

İPKB’nin web sistesini tamamen yeniledik

İPKB’nin web sistesini tamamen yeniledik

Yeni şirket demek daha çok iş daha güzel iş demek 🙂

*SPARK

“Geleceğimizi Güçlendiriyoruz” sloganı ile yola çıkan ve 2006 yılından günümüze kadar İstanbul genelinde 900’den fazla okulu depreme karşı güçlendirme projesi kapsamında yeniden inşa eden  ya da güçlendirme çalışmaları yapan, birçok kamu binasını ve 74’ten fazla hastane ve poliklinik  binasını depreme karşı dayanıklı hale getiren İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi’ne ait web sitesini yeniden yaptık.

İPKB Gov TR

View original post