Dijital Çağda İllüzyonel Pazarlama Kitabı

Yard. Doç. Dr. Adnan Ertemel’in yazdığı güzel bir kitap. Buradan girip satın alabilirsiniz.

Benim altını çizdiğim yerleri aşağıda bulabilirsiniz.

Hepiniz gelecek için endişelenmeliyiz çünkü hayatımızın geri kalanını geçireceğimiz yer orası. C.F. Kettering
Veri Saklama Maliyeti
Büyük veri olarak adlandırılan klasik veri yönteme teknikleriyle baş edilemeyecek büyüklükteki bilgi saklamanın maliyeti yıllar geçtikçe dramatik ölçüde düşüyor.
Veri saklama maliyetini ek olarak, bilgi işleme maliyeti de dramatik oranda düşürüyor.
Bilgiyi İşleme Maliyeti
Film endüstrisinde bittiği görülebilecek gibi insanlar kendi değer yargıları, endişeleri, ilgi alanlarıyla örtüşen hikayeleri hipnotize olmuşçasına sonuna kadar takip eder, beğendiklerini çevresiyle paylaşır.
Papirüs’ten Kullan At Kağıda, Süper Bilgisayardan ‘Nesnelerin İnterneti’ne Değişim
Hepimiz değişimin bir parçasıyız, değişimi ya yönetirsiniz ya da değişime yenik düşersiniz…
Bir teknolojinin yıllar içinde toplum tarafından ne oranda kanıksandığı ve normal kabul edildiğinin çok nesnel bir ölçü olarak Google Kitaplar araması üzerinden dünyada yazılan tüm kitaplarda demir yolu kelimesinin geçme sıklığı aşağıdaki grafikte verilmiştir.
1920’li yıllarda oldukça popüler bir kavram olan bu teknoloji zamanla yavaş yavaş yaşamın kanıksanmış bir kusuru olarak kitaplarda daha az geçmeye başlamıştır.
Grafik
Demir yolu kelimesinin bütün kitaplarda geçme sıklığı.
Aynı analizi ‘yazılım’ kelimesi için yaptığınızda yazılımın 2000’li yıllarda kitaplardaki popülaritesinde tepe noktasına ulaştığı ve düşüş eğilimine başladığını görüyoruz.
Yazılım arama sıklığı
Yazılım kelimesinin Google Books’ta geçme sıklığı
Bu yeni dönemin kodlarını, yüksek sesle ilk dile getiren 1999 yılında bir grup vizyoner kanaat önderi tarafından kaleme alınan Cluetrain Manifestosu’dur. Bu manifesto internetin markalar tarafından yanlış algılanır ak sadece satış kanallarına ilave yeni bir kanal olarak görüldüğünü oysa çok ciddi bir devrim olduğunu ifade etmektedir.
İnsanlar arasında sanal ortamda büyük bir tartışma ve sohbet ortamı daha yeni başlamıştır ve ışık hızında ilerleyen bu sohbet ortamı insanların markalarla ilgili markalardan daha hızlı bilgi alışverişinde bulunduğu köklü bir değişimi ifade ettiğini anlatmaktadır.
Cluetrain Manifestosu O yıllarda henüz tam olarak algılanmamış bu devrimi çok doğru biçimde tarif etmiştir. Gerçekten de markalar tüketicilerle aynı seviyede olduğunu kabul etmekte; sosyal medyada süregelen sohbetlerin bir parçası olabilmek için konuşmaktan çok dinleyen, insancıl bir tavır takınmak zorunda kalmıştır.
Bu yeni iletişim dili marka logolarında dahi kendini göstermektedir. Sosyal medya sohbetlerinde büyük harflerle yazmanın karşı tarafa verdiği mesaj karşı tarafı bastırmak amaçlı yüksek perdeden konuşmayı ifade etmektedir.
Marka logolarında da büyük harf kullanımı markaların tepeden bakan tarzını yansıtmaktaydı. İletişim dilindeki devrim Ve yeni anlayışa paralel olarak logolarda da İlk harf dahil tüm harflerin küçük olduğunu gözlemlemekteyiz.
Bunun başarılı bir örneği Arçelik markasının değişen yeni logosudur Arçelik markasının eski logonun uzun yıllar Türkiye üreticilerince en iyi hatırlanan Marc’a logosu olduğu göz önünde bulundur olursa markanın aldığı bu kararın ne denli önemli bir değişikliği ifade ettiği anlaşılmaktadır.
İstatistikler, ‘dikkatlerden kaçıp retweet edilmeyen bir Tweet’in yaşam ömrünün maksimum 2 saat olduğunu ve sonrasında ‘bu Tweet’in bilgi okyanus içinde kaybolduğunu göstermektedir.
iPhone – Pusula Uygulaması
Apple gibi kullanıcı deneyimini daha iyi yapmayı hikayesinin merkezine oturtan bir marka bile kullanıcı deneyimi konusunda ilk zamanlarda iyi olmaktan uzaktı. iPhone telefonlardaki standart pusula uygulaması kullanıcılara pusulanın aktive olması için elleriyle ∞ işareti çizmesi gerektiğini anlatan bir yazıyla direktif veriyordu.
Ancak sonradan geliştirilen kullanıcı arayüzü bu işlemi oyunlaştırarak kullanıcıya bir topu daire etrafında döndürmeye ve etraftaki çizgileri artırmaya teşvik etmektedir. Sonuçta kullanıcıya aynı hareketi yaptırarak pusulanın aktive olması sağlanmaktadır.
Hikaye
Hikaye, bir karakterin önemli bir hedef uğruna karşılaştığı zorlukları yenmek için gösterdiği çabayı anlatan karakter tabanlı senaryodur.
İnsan beyni yaradılıştan hikayeleri dinlemeye programlanmıştır.
İçerikleri ne kadar iyi olursa çağımızın ürün ve hizmet bolluğunda sadece ‘iyi hikayesi’ olan markalar kazanıyor.
En iyi pazarlama, pazarlama gibi görünmeyip hikayeye benzeyendir.
İnsanların satın aldığı ne yaptığınız değildir. İnsanlar gerçekte ürünü neden yaptığınızı, hikayenizi satın alır. Simon Sinek
Amazon.com’un bu tür hızlı tüketim ürünleri için düşündürtmeyen tasarıma farklı bir örnek Amazon Dash butonudur. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi aletlerin önüne yerleştirilen ve üzerine basıldığına internette belirtilen marka deterjanı otomatik sipariş veren akıllı butonla ‘nesnelerin interneti’ çözümü de sunulmaktadır.
Reklamlar

Sosyal Medya Sanatı Kitabı

Guy Kawasaki harika bir yazar. Motive etmeye ve dünyaya faydalı olmaya kendisini odaklamış iyi bir yazar.

Sosyal Medya Sanatı kitabını birkaç saat içinde okuyup bitirdim. Sosyal medyada varsanız kesinlikle tavsiye ederim. Şuradan girip alabilirsiniz.

Benim kitaptan sevdiğim bazı kısımlar aşağıda. İyi okumalar.

‘Birinin verdiği tavsiyenin kalitesini anlamak için o kişinin yaşamına bakmak gerekir.’
Douglas Adams Otostopçunun Galaksi Rehberi

‘Yolu götürdüğü yere gitmeyin. Yol olmayan bir yere gidin ve kendi izinizi bırakın.’
Ralph Waldo Emerson

Ettiğin tek dua ‘teşekkür ederim’ olsa yeter.
Meis Eckhart

Profilinizin etkileyici olması çok önemlidir, çünkü insanlar bu sayfaya bakıp sizinle ilgili hızlı bir izlenim oluşturur.

İyi bir avatarın iki işlevi vardır. Birincisi, kim olduğunuzu doğrular, böylece insanlar sizin hangi Guy Kawasaki olduğunuzu görebilir (birden fazla Guy varsa yandık). İkincisi de sizin hoş, güvenilir ve yetkin olduğunuz fikrini destekler.

Her Yerde Aynı Fotoğrafı Kullanın
Şirketler farklı yerlerde farklı logolar kullansaydı, ortalık iyice karışırdı. Fotoğrafınız sosyal medyadaki logonuzdur, bu nedenle her yerde aynı fotoğrafı kullanmanız gerekir.

Anonim Bakış
Son tavsiyemiz, profilinizi tamamladıktan sonra ‘gizli pencereden’ görüntülemenizdir. Gizli pencere, kimliğinizi saklayan bir tarayıcı penceresidir. Profilinize bu pencereden baktığınız zaman, diğer insanlara nasıl göründüğünü görebilirsiniz.

‘İyi kitaplar okumayan biriyle, okuma yazma bilmeyen biri arasında hiçbir fark yoktur.’
Mark Twain

Hem sosyal medya hem de içerik pazarlama alanlarında planlamanın temel prensipleri son derece basittir:

* Nasıl para kazanacağınızı bulun.
* Para kazanmak için kendinize çekmeniz gereken insan tipini bulun.
* Bu insanların ne gibi şeyleri okumak istediğini bulun (muhtemelen sizin okumalarını istediğiniz şeylerden farklı içerikler okumak istiyorlardır).
Stresslimit. WordPress’in bu ek programı blog içeriğinizi planlamanızı ve yayınlanmasını planlanan içerikleri gözden geçirebilmenizi sağlıyor.

Futurity
Ana akım haberlerdeki birçok hikayenin kaynağı, üniversitelerin basın bültenleridir.

Ana akım haberlerdeki bir çok hikayenin kaynağı, üniversitelerin basın bültenleridir. Futurity birçok üniversitenin araştırma sonuçlarını yayınlayarak, haberleri basımdan önce duymanızı sağlar. Bu siteye ulaşmanın en kolay yollarından biri Futurity alltop kullanmaktır.

Google Scholar
Bu arama motorunu, çok yetenekli bir sosyal medya blogcusu olan Bell Beth Cooper'dan duydum. Belle, belli konularla ilgili ciddi akademik bilgiler bulmak için, Google arama motorunun bir alt kümesi olan Google Scholar'kullanıyor.

SmartBrief
Smart brief meslek birlikleri için yüksek kaliteli içerik sunuyor. Neredeyse her mesleğin de bir birliği olduğu için, sitede çok çeşitli konular ele alınıyor. SmartBrief'teki içeriklerden bilgi edinmek de oldukça kolay çünkü bilgileri nasıl işlediklerini özetleyen yayınlar sunuyorlar. Örneğin sosyal medya ile ilgili bilgiler için SmartBrief sosyal medya sayfasına bakabilirsiniz.

Most-Popular.alltop
Most-Popular.alltop, New York Times, BBC, CBS, NPR ve Los Angles Times gibi kaynaklardan en popüler ve en çok e-postalanan hikayeleri toplar. Bu Alltop temasını oluşturmamın nedeni, hem insanların bilgilerinden faydalanmak hem de seçtikleri en popüler hikayeleri paylaşmaktı.

What's Hot on Google
'What hot (En sıcak haberler)' Google+'daki En popüler paylaşımları takip eder ve bu yayın kişiselleştirilebilir. Dolayısıyla What's Hot'taki hikayeleri okumak isteyebilir ama paylaşmak istemeyebilirsiniz.

Paylaşacak fotoğraf bulmak için bakabileceğiniz en zengin kaynak Instagram'dır, O yüzden oradaki resimlere bakmayı unutmayın hoşunuza giden birisini bulduğun zaman, paylaşmadan önce sahibinden izin alın ve gaza basın.

Titiz bir yazar yazdığı her cümlede kendine en az dört soru sorar:
1. Söylemek istediğim şey nedir?
2. İstediğin şeyi hangi sözcüklerle ifade edebilirim?
3. Mesajımı hangi imge ya da deyimle netleştirebilirim?
4. Bu ince bir etki yaratacak kadar taze ve yeni mi?

İstisnasız tüm paylaşımlarda resim grafik ya da video gibi göze hitap eden bir görsel olmalıdır. Skyword tarafından yürütülen bir çalışmanın sonuçlarına göre, 'bir makalede resim ya da bilgi görseli kullanıldığı zaman, aynı kategoride olan ama görsel kullanılmayan makalelere göre görüntülenme olan oranı %94 artıyor.

Google+ Facebook ya da LinkedIn'deki paylaşımlarınız dört paragraftan uzunsa, numaralı ya da madde işaretli bir liste kullanmaya çalışın. Bu şekilde hem bilgiler daha küçük kısımlara bölündüğü için okunması daha kolay olacak hem de 'fazla uzundu okumadım' etkisi azalacaktır.

Youtility’nin yazarı Jay Baer saat başına birkaç dakika kala ya da birkaç dakika sonrasında paylaşım yapıyor. Bu uygulamanın arkasında yatan mantık, insanların sosyal medya hesaplarına iki toplantı arasında baktıklarını düşünmesi (Ama toplantıya geç kaldılarsa hesaplarına bakacaklarını sanmıyorum). Sosyal medyayla ilgili önerilerin büyük bölümü gibi bu tavsiyenin de bilimsel olarak test edilmesi zor ama bence denemeye değer.

'Hiçbir şeyi kişisel algılama. Başkalarının yaptığı şeylerin nedeni sen değilsin. Başkalarının söyledikleri ve yaptıkları, kendi gerçeklerinin, kendi hayallerinin bir yansımasıdır. Başkalarının davranışlarına ve düşüncelerine bağışıklık kazandığın zaman, gereksiz yere acı çekmekten kurtulursun.' Don Miguel Ruiz, Dört Anlaşma

Yorumlara cevap vermek pazarlamanın ön cephesinde mücadele etmektir ve hiçte kolay bir iş değildir, büyük bir özen ve çaba gerektirir.

'Yayılan fikirler kazanır.' Seth Godin

ClickToTweet hizmeti blogunuzdaki yazılara ve e-postalarınıza bir link yerleştirmenizi sağlıyor. Okuyucular linke tıkladığında karşılarına bir tweet taslağı çıkıyor. Taslak olduğu gibi tweetlenebiliyor ya da üzerinde değişiklik yapılabiliyor. Deneyimlerimize göre okuyucuların büyük bir bölümü ClickToTweet linkine tıklayacaktır. Bunun iki nedeni var. Birincisi, paylaştığınız içerik kaliteliyse. Güzel bir tweet atmak isteyeceklerdir, ikincisi de içeriğinizi paylaşarak size teşekkür edeceklerdir. Bunu mutlaka deneyin, gerçekten etkili bir uygulama olduğunu göreceksiniz.

Popüler olma özlemini bırak, harika ol.
Ünlü olma arzusunu bırak, sevilen ol.
İstediğin için gururlanmayı bırak,
somut ol benzersiz ol. C.Joybell C.

Bir etkinliğe ne kadar para harcadığınızı düşünün. Bu kadar masraf ettiğiniz için bir etkinliği yayınlanmamanız için hiçbir neden yok.

Etkinliğe binlerce dolar harcıyorsunuz, hashtag oluşturup yayınlasınlar diye herkesin kafasının etini yiyorsunuz, ama kablosuz internet vermiyor musunuz? Aklınızı kaçırmış olmalısınız.

'Okumak bir insanı tamamlar, konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır.' Francis Bacon, Denemeler

22Social diye bir servis insanların oturumları Facebook'tan izlemesini sağlıyor. Bu servisi kullanarak Hangouts oturumunuzu Facebook'ta da. Duyulabilir ve sayfanızda yayınlayabilirsiniz.

Mari Smith bu tekniği çok başarılı bir şekilde kullanıyor kamera karşısında çok becerikli o yüzden Facebook'taki takipçilerinin kendisini canlı ve 'şahsen' görmelerini sağlayarak Google+'daki takipçi sayısını artırıyor. Facebook üyeleri 22Social servisiyle duyurulan bir etkinliği dün platformlarda paylaşılabilecek bir sekme ya da linkle ve bulabilirler.

'Bazen derin düşüncelere dalmış gibi göründüğümde, aslında insanlarla konuşmamaya çalışıyorumdur.' Pete Wentz

Dünyadaki en büyük problem, aptallarla fanatikler kendilerinden her zaman eminken, akıllıların kuşkuyla dolu olmasıdır.' Bertrand Russel

İnsanlardan Sizi Takip Etmelerini İstemeyin
Daha fazla takipçi kazanmak istiyorsanız bunu paylaşımlarınızın kalitesiyle yapmanız gerekir. Groucho Marx bugün hayatta olsaydı, ünlü şakasını biraz değiştirip 'onları takip etmenizi isteyen insanlar takip etmeye değer değildir' derdi. Haysiyetinizi muhafaza edin takipçi kazanmak için yalvarmayın ve bol bol kaliteli içerik paylaşın.

'Harcarken zevk aldığınız zaman, harcanmış zaman değildir.' Marthe Troly – Curtin

'Bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin.'
Dr. Seuss (ya da Gabriel Garcia Marquez)

Kullandığın sözcükleri özenle seç
Hiçbir şeyi kişisel olarak algılama
Varsayımda bulunma
Her zaman elinden gelenin en iyisini yap
Kuşkucu ol ama dinlemeyi de öğren

Giderken son satırlar

Liseden mezun olmadan hemen önce aşağıdaki yazıyı gönüllü olarak çıkardığımız dergi için yazmışım. Blog arşivimde yer alsın diye paylaşmak istedim.

O yıllara gidecek lise arkadaşlarıma da buradan selamlarımı ayrıca iletiyorum. Okulumuzla ilgili diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

Güzel günlerdi 🙂

Bu yazı sene sonu çıkan okul dergisi için hazırlanmıştır…

Ortaokul yıllarımı hiç unutamayacağımı ve o günleri asla bir daha yaşayamayacağımı düşünüyorken liseyi bitirmiş bulunmaktayım. Ortaokuldaki edebiyat öğretmenim lise başkadır esas o günleri unutamazsın demişti de inanmamıştım. Son günler yaklaştı buram buram hasret kokar oldu her geçen saniye…

Babamla beraber okula ilk geldiğim gün babam okulun ağaçlarını görüp ‘Sen burada çok yaprak toplarsın’ demişti. Şükür, neredeyse hiç yaprak toplamadım. Çöpümü hiç yere atmadım. Hocalarımı saydım. Türktüm öğündüm ama pek çalışmadım. Kimseyi kırmamaya çalıştım. İlk senem etrafımdakileri tanımakla geçti. İkinci senem kendimi tanıtmak. Üçüncü sene mücadele ve inanç. Dördüncü seneyi henüz anlamış değilim.

Gecenin kör bir saati. Sınav sonuçları için internete giriyorum. Sonuç Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi. Ertesi günlerden birinde kopup geliyorum, zor da olsa buluveriyorum. Sonrası malum, kayıt falan feşmekan…

Şimdi size ne anlatayım? Arkadaşlarımı mı, hatıralarımı mı, öğretmenimi mi veya yöneticilerimizi mi? Öğüt versem almazsınız ki! Çünkü siz koskoca Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’ni kazanmış nadide öğrencilersiniz, bu yanılgı ve boşvermişlik hayatınızı sömürüyor sizi bitiriyor farkında değilsiniz. Kişiyi kişi yapan kavramları bir celsede düşürmek ve yok etmek üzere yola çıkmış birer yaramaz öğrencilersiniz.

Ben yazacağım gene bildiğinizi okuyacaksınız. Okuyanlar ve yazanların yönetimine tabii olmaya devam edeceksiniz, birer köle misali…

Neyse siz hepsini boşverin ben hatıralarımla yazıya başlayayım;

Okulun ilk günü bahçede fırından yeni çıkmış okul kıyafetleri ile acayip sırıtıyoruz. İlk tanışmam Ufuk’la oldu ve öyle devam etti. Sıraya toplanmak için beklerken bir yandan da müzik çalıyordu. Tarkan (Kış Güneşi). Nasıl hatırlıyorum ama? Koyun misali sıralarımızın yeri bize bildirilmiş ve yerimize geçmişiz. Bir yandan da ‘Hoş geldiniz Çömezler’ tebriklerini istesek de istemesek de kabul ediyoruz.

Hazırlık çok vahim bir seneydi. Okul Müdürü’nün bile gelip ne kadar yaramazsınız, niye geldiniz bu okula dediği bir sınıftık biz. Sene sonu kalanlar çoktan belli idi. Arada sıyrılsak hiç de fena olmazdı yani. İngilizcem çok kötüydü ne yapayım?

O sene unutamadığım en anlamsız cümle Selçuk'un ben sayısal zekaya sahibim bahanesiydi. Zorda olsa tekme tokat bitiriverdik hazırlığı. İlk kalp ağrılarım başladığı senedir ayrıca. Neyse ki şimdi kalktı bu hazırlık safsatası.

Dokuzuncu sınıf ey gidi dokuzuncu sınıf. En eğlenceli sınıf. En özlediğim yıl. Dokuzuncu sınıfta en güzel geçen derslerden birkaç alıntı yapayım;

Fizik: bu dersimize giren hoca (Tarık) fevkalade idealist bir fizikçiydi çok eğlenceli ve zorlamayan dersler geçirdik. İlk dönem 4, ikinci dönem 5 ile harikalar yaratmıştım. Meslek lisesinden yakındığı için düz lise geçeceğini söyledi ve seni sonunda gitti daha da gelmedi.

Kimya: İlk dönem Serkan Hocanın periyodik cetveli ezberletmesini hala unutamıyorum. Sözlüden 80-90 civarında almıştım ezberleme takvimden bir sır vereyim: Sodyum Naci

İkinci dönem okulumuzda müdür olarak atanan Erol Kahraman kimya dersi ile daha eğlenceli derslere geçtik ilk dönem Serkan Hocadan ders nasıl işlenir eğitimi aldığıma emin olabilirsiniz. Otokontrolü fevkalade başarılıydı. İster istemez kimyaya ilgi duyuyor ve oldukça başarılı sonuçlar alıyorduk.

Erol Hocayı ise tahta başında kişisel gelişim uzmanı olarak görüyorum. Birazda Abdülkadir Akgündüz'ü bana anımsatıyordu. Ayrıca idarecinin derse girmesi okul hakkında son dakika gelişmelerinden haberdar olmanızı da sağlar, tavsiye ederim.

Tarih: bu dersi bir tek benim ilgiyle izlediğine eminim. Çok soru sorardım. Hocamızın ismini şimdi hatırlayamadım ama çok ileri görüşlü Elvis saçı ile karizmatik bir adamdı. Arada çok sinirlenir -Susun len diye bağırdı.

Veee Matematik: Emine Hoca sanırım onu unuta bilen tek bir öğrenci yoktur. Fevkalade bir öğretmen olmasının yanında süper bir annedir ne derdin varsa ilgilenir, anında çözer. Derste hafif bir dalgınlığıma olduğunda hemen aynı soru yöneltildi: ne olduğunuz, aşk hayatında bir problem mi var? Bu soruyu ileride kullanacağımız ve emine hocayı kandırabileceğimizi aklımın ucundan dahi geçiremezdim. Olay şöyle gelişti. Sınıfın %80'i bir ve sıfır arasında ortalama ile kalıyorduk. Emine Hoca da son sınava hazırlık için okul bitiminde (dersler bittiğinde) ders vermeye karar verdi. Bizde erkekler olarak her zamanki gibi bizim için yapılan derslere gitmedik ve yazılıdan gene bira aldık. Emine Hoca sonuçları okurken bire bir derse gelmediğimizden bahsetti ve artık sizin için yapabileceğim yok kaldınız dedi. Ne şanstır ki aldığım derginin birinden bir kızın fotoğrafı vardı. Kızım resmi kabul edilmiş normal bir fotoğraftı. Bütün sınıfın elinde geziyor herkes Ömer'in yavuklusu imiş diyordu. En sonunda tabii ki Emine Hocanın eline geçti. Emine Hoca bana dönüp kim bu Enis dedi. Ben gülmekten kırılıyor cevap veremiyordum. Bizim atılgan yavrum parlak Ömer atıldı. İşte hocam bizim derse gelemeyişimizin nedeni nişanındaydık ondan gelemedik. Emine hoca şok. Uzun uzun tartışmalar, ardından emine hocanın genel affı… Sıyırdık anladığınız…

Hemen onuncu sınıfa atlıyorum kaçıncı sınıf? Onuncu 🙂

Bu sene için iki önemli faktörden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hülya ve Nora Hoca. Ayrıca kankidirler.

Hülya Hoca’yı tanır ve namını bilirdik. Lakin Nora Hoca o sene okulumuza yeni gelmişti. İlk izlenim ile sıfırcı bir hoca olduğuna karar almıştık. Çok ama çok yanılmışım…

Hülya Hoca Girişimcilik ve Ekonomi derslerimize giriyordu. Dersi güncel olaylarla beraber işler bu doğrultuda tartışıyorum öğrenirdik.

Nora Hoca ise Muhasebe dersine girerdi. Fevkalade eğlenceli bir ders olurdu. Unutmadık unutturmayacağız…

On birinci sınıf ilk ders; Atilla Hoca sınıfa giriyor ve direk bana bağırıyor… Burak'a bağırdığım için. Ne kadar da pozitif bir başlangıç(!) Atilla hoca sene başından beri bana bir ithamda bulunuyor bilen bilir. 'Oğlum sen var ya CIA ajanısın' cevabı buradan vereyim; olabilir hocam neden olmasın? Hiç İngilizcesi olmayan birine çok abes kaçacak bir itham.

Bu sene aldığım en büyük iltifat ise Hüseyin Hocadan geldi. Çok sevdiğim idealist bir insan bana bunu söyledi ya gerisi boş yani. 'Senin gibi bir öğrencinin velisi olayım 50 milyar da borcum olsun.' Çok duygulandım ne diyeyim?

Sanırım bu dergi elinize aldığınızda okul bitmiş ya da bitmek üzere olacak. Muhtemelen son sınıflar tatilde, geriye kalanlar
devamsızlıklarını kullanma taraftar olacaklardır. Peki geriye dönüp hiç muhasebe yapan yok mu aralarında? Bence çok az.

Gene de birkaç önerim olacak geride kalanlar;

-Kızacaksınız ama çalışın çalışın çalışın
-Okuyun, dergi, gazete, blog (web günlüğü) ve bol bol kitap
-Yazın aklınıza ne gelirse, bugün kağıda ya da web'e.
-Bol bol sorun, hocalarınıza idare yetkililere ve rehberlik hocanıza. (kafanıza ne takılıyorsa)
-Sosyal olun

Hiçbirini yapamadınız bari düşünün… (Ne olacak benliğinizin hali?)

Artık bitti… Lisenin de sonuna geldik. Biraz ağlamaklı, duygusal tripler, gayri ihtiyari gözyaşları, garip kalmış bir ruh, ayrılık acısı…
Gidiyoruz, bir daha asla oturamayacağımız sıralar, öğrencisi olamayacağımız değerli hocalar, unutamayacağımız hatıralar… Seviyoruz, baştan sona kadar öğrenciliğimizi, bir tanecik kankilerimizi, dostlarımızı, kapkara bahtımızı…
Biliyoruz, geri dönemeyişimizi…

Sağlıcakla kalın…
Saygı ile…

Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya Kitabı

Blog tutan, sektörden bir yazarın kitabını okumak insanı heyecanlandırıyor. Bu kitabı da görür görmez aldım ve bir uçak yolculuğunda okuyup bitirdim 🙂

Aşağıda alıntıladığım kısımları bulabilirsiniz.

Diğer kitaplardan farklı olarak bu kitabı okurken bazı bölümlere kendi notlarımı ekledim. Kendi notlarımı aşağıda parantezlerin içlerinde bulabilirsiniz.


İnternette başarının anahtarı: Süreklilik ve sabır.

Artık ilgi ve alakanız en iyi, en kârlı ve en çok ciro getiren müşterimiz için saklama devri sona erdi. (Bence geçmedi. En çok ciro getiren müşteri candır.)

Geleneksel gazeteler ve dergiler artık bilmeliler ki insanlar, haberlerin kendilerine arkadaşları ya da üye oldukları siteler tarafından ulaştırılmasını bekliyor.  (İyi hoş güzel de şu arkadaşlarımızın yaydığı yalan haberleri ne yağacağız?) 

Ürün ya da hizmetinizi olduğundan farklı göstermeye çalışmayın.

İletişimin yüzde ellisi konuşmak ise yüzde ellisi de dinlemektir Hatta dinlemenin sağlıklı bir iletişimde daha fazla yüzdeye sahip olduğu söylenir. Ben her ikisine de eşit yaklaştım.

Sosyal medya hesabınızı güvende tutun

Sefa Akcan tarafından hazırlanan harika bir sunumu ekte bulabilirsiniz. Facebook, Twitter, Instagram ve Google (Youtube, Gmail, Google+) servislerinden birini kullanıyorsanız mutlaka bu sunuma göz atmalısınız.

Şifrenizi veya hesabınızı çalmaya, ele geçirmeye çalışanlara karşı sıkı önlemleri bu sunumdan öğrenebilirsiniz.

Geleceği Keşfedenler Dijital Çağın Biyografisi Kitabı

Dijital dünyada tüketenlerin ve üretenlerin de ilgisini çekecek bir bilgi kaynağı olmuş. Steve Jobs kitabıyla tanıdığım yazar Walter Isaacson güzel bir derleme yapmış. 

Bilgileri tazelemek, arkalarda kalmış gözden kaçmış olanları edinmek için muhteşem fırsat. Kitabı şuradan alıp okuyabilirsiniz.

Benim kitaptan sevdiğim kısımlar aşağıda 😉

‘Dünya tarihi büyük adamların biyografilerinden ibarettir.’ 

‘Bazen yenilik bir zamanlama meselesidir. Büyük bir fikir, uygulayacak teknolojinin mevcut olduğu çok doğru bir anda gelir. Örneğin, Ay’a insan gönderme fikri, tam da mikroçiplerdeki ilerleme sayesinde roketin ucuna bilgisayar güdüm sistemi takılabildiği sırada gelmiştir. Ama zamanlamanın iyi olmadığı durumlar da vardır. Charles Babbage sofistike bir bilgisayara dair ilk makaleyi 1837’de yayımlamıştı ama öyle bir şeyi yapmak için gerekli teknolojiye ancak yüz yıl sonra ulaşılabildi. 

Demiryolu kondüktörlerinin her yolcunun özelliklerine göre (cinsiyet, yaklaşık boy, yaş, saç rengi) biletlere delik açmasından ilham alan Hollerith, sayıma katılan herkesin belirgin özelliklerinin kaydedileceği yirmi sıra ve yirmi dört sütunlu delikli kartlar tasarladı.’

O sonbahar Stibitz mutfak masası modeliyle uğraşırken, Aiken Harvard’daki üstlerine ve IBM yöneticilerine Babbage’ın dijital makinesinin modern bir versiyonunu yapmalarının gerekliliğine dair yirmi iki sayfalık bir bildiri yazdı. Bildirisine ‘Aritmetik hesaplamalarda zamandan ve zihinsel çabadan tasarruf etme ve insan hatasını ortadan kaldırma isteği muhtemelen aritmetik biliminin kendisi kadar eskidir,’ diye başladı.

Pek çok kişi gibi Mauchly de fikirlerini çeşitli deneyimlerden, sohbetlerden, gözlemlerden topluyordu. Swarthmore, Dartmouuth, Bell Labs, RCA ,Dünya Fuarı, Iowa Üniversitesi ve başka yerleri bunlar arasında sayabiliriz. Sonra onları kendi fikirleriyle birleştiriyordu. ‘Yeni bir fikir birdenbire ve sezgisel bir şekilde gelir.’ Demişti bir kez Einstein. ‘Ama sezgi, önceden edinilen zihinsel deneyimlerin sonucundan başka bir şey değildir.’ İnsanlar pek çok kaynaktan bilgi edinip bir araya getirdiklerinde ortaya çıkan fikirlerin kendi fikirleri olduğunu düşünmeleri doğaldır. Öyledir de. Bütün fikirler bu şekilde doğar.

Amerikan Savaş Bakanlığı’nın elektronik bilgisayara fon sağlama kararı 9 Nisan 1943’te çıktı.

Modern bilgisayarlarının gelişiminde gerekli olan önemli bir adım daha vardı. Savaş zamanında yapılan makinelerin hepsi, en azından başlangıçta, denklemler çözmek ya da şifre kırmak gibi belirli bir amaca göre yapılmıştı. Ama gerçek bir bilgisayar Ada Lovelace’in ve daha sonra Turing’in hayal ettiği gibi her türlü mantıksal işlemi kusursuz ve hızlı bir şekilde yapabilmeliydi. Bunun için yapacakları işlemlerin donanımla değil, yazılımla belirlendiği makineler yapmak gerekiyordu. Turing bir kez daha bu kavramı açık bir şekilde ifade etti. ‘Farklı işleri yapmak için sonsuz sayıda farklı makine gerekmiyor,’ diye yazdı 1948’de. ‘Bir tanesi yeterli olacak. Farklı işler için farklı makineler yapmaktan doğan mühendislik sorununun yerini, bu işleri yapacak evrensel makineyi programlamaktan doğan ofis çalışması alacak.’

2011’de ölmeden kısa bir süre önce Jean Jennings Bartik ilk genel amaçlı bilgisayarın tüm programcıların kadın olmasıyla gurur duyduğunu söyledi. ‘Kadınların kariyer fırsatlarının genel olarak sınırlı olduğu bir dönemde dünyaya geldiğimiz halde bilgisayar çağının başlamasına yardımcı olduk.’ Çünkü o dönemde matematik okumuş pek çok kadın vardı ve bu becerilerine talep doğmuştu. İşin gülünç tarafı, erkeklerin ellerinde oyuncaklarıyla makinenin donanımını bir araya getirmenin en önemli iş ve dolayısıyla erkek işi olduğunu düşünmeleriydi. ‘Amerikan bilimi ve tekniği o dönemde şimdiye nazaran çok daha cinsiyetçiydi’, diyordu Jenneings. ‘ENIAC’ın yöneticileri programlamanın elektronik bilgisayarın işleyişi için ne kadar önemli olduğunu ve bunun ne kadar karmaşık bir şey olabileceğini bilselerdi, böylesine önemli bir görevi kadınlara vermekte çok daha tereddüt ederlerdi. 

Alan Turing program depolanan bilgisayarları geliştirmek üzerine düşünürken dikkatini Ada Lovelace’in bir yüzyıl önce Babbage’ın Analitik Makine’si hakkından yazdığı ‘Notlar’daki bir ifadeye çevirdi: Makineler gerçek anlamda *düşünemez.* Turing kendi kendine sordu: ‘Eğer makineler işlediği bilgiden yola çıkarak kendi programını modifiye edebilirse bu, bir tür öğrenme olmaz mı? Bu da bizi yapay zekâya götürmez mi?’

Yapay zekâ etrafında şekillenen konular çok eskilere gider. İnsan bilinci hakkındaki sorular da öyle… Bunun gibi pek çok soruda olduğu gibi Descartes’ın bunları da modern terimlerle bir yapıya oturtması faydalı olmuştu. Ünlü ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ ifadesinin yer aldığı, 1637 tarihli *Yöntem Üzerine Konuşma* adlı eserinde şöyle diyordu: 

‘Shannon makineye sadece veri değil, kültürel şeylerde yüklemek istiyor!’ dedi Turing bir gün öğle yemeğinde Bell Labs’teki arkadaşlarına. ‘Ona müzik çaldırmak istiyor!’ Bell Labs’in yemek salonunda bir başka öğle yemeğinde, salondaki tüm yöneticilerin duyabileceği şekilde sesini yükselterek:’ Hayır, çok güçlü bir beyin geliştirmek peşinde değilim. Tek istediğim, ortalama bir beyin; Amerikan Telefon ve telgraf Şirketi başkanının beyni gibi bir şey.’

Turing ‘Hesap Yapan Makineler ve Zekâ’ makalesini yazdıktan sonraki birkaç yıl boyunca, kışkırttığı bu tartışmanın içinde bulunmaktan bayağı keyif alıyor gibi görünüyordu. Alaycı bir mizah ile sone ya da yüksek bilinç lafları edenleri dürtüp duruyordu. ‘Günün birinde hanımlar bilgisayarlarıyla parkta yürüyüşe çıkacak ve ‘Benim küçük bilgisayarım bu sabah çok mokik bir şey söyledi,’ diye ‘Fikirlerini açıklamak için kullandığı komik ama zekice kurgulanmış benzetmeleriyle çok keyifli bir dosttu,’ diyecekti.

Yirminci yüzyılın uzunca bir kısmında risk sermayesi ve yeni kurulan şirketlere girişim sermayesi sağlamak Vanderbilt, Rockefeller, Whitney, Phipps ve Warburg gibi birkaç ailenin elindeydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu ailelerin çoğu bu işi kurumsallaştıran şirketler kurdular. Büyük miras sahibi John Hay ‘Jock’ Whitney, Benno Schmidt Sr.’ı işe alarak J.H. Whitney&Co.’yu kurdu ve ilginç fikirleri olan ama banka kredisi alamayan girişimcilere ‘risk sermayesi’ olarak adlandırdığı fonu sağlamakta uzmanlaşmıştı. John D. Rockefeller’ın altı oğlu ve bir kızı da Laurence Rockefeller’ın idaresinde, adı sonradan Venrock Associates olan benzer bir şirket kurdular. Yine aynı yıl, 1946’da, aile servetine değil de işletme zekâsına dayalı, çok daha etkili bir girişim doğdu: American Research and Development Corporation (ARDC). Harvard Buiseness School’un eski dekanı Georges Doriot tarafından, eski MIT rektörü Karl Compton’la birlikte kurulan ARDC, 1957’de Dijital Equipment Corporation’a yatırım yaparak yaparak büyük başarı kazandı. On bir yıl sonra şirket halka açıldığında değeri beş yüz katına çıkmıştı.

‘Tasarımı basitleştirmek için aklına bir şey geliyorsa peşinden git,’ diye önerdi Noyce. 

Computer Space birahanelerde öğrenci mekânlarında olduğu kadar popüler değildi. Tilt kadar başarılı da olmadı. Ama bir hayran kitlesi edindi. Daha önemlisi, bir endüstri kurdu. Bir zamanlar Şikago merkezli tilt şirketlerinin alanı olan oyun makineleri, kısa süre sonra Silikon Vadisi’nin mühendisleri tarafından yepyeni bir şeye dönüştürülecekti.

Stephen Lukasik 1967 – 1970 arası ARPA’nın yardımcısı, ardından 1975’e kadar başkınıydı. Haziran 1968’de Roberts’ın ağa devam etmesini sağlayan resmi izinleri almıştı. Vietnam’daki Tet Saldırısı ve My Lai Katliamı’ndan yalnızca birkaç ay sonraydı. Svaş karşıtı protestolar zirvedeydi ve en büyük üniversitelerde öğrenciler isyan etmişti. Savunma Bakanlığı’nın parası, sırf araştırmacılar arasında işbirliği sağlayacak bir iş için o kadar kolay akmıyordu. Senatör Mike Mansfield ve diğerleri, sadece askeri misyonla doğrudan ilgili projelere fon sağlanmasını talep ediyordu. ‘Yani böyle bir ortamda,’ diyor Lukasik, ‘sadece araştırmacıların verimliliğini artıracak bir ağ için o kadar parayı bulamazdım. Bu sebeple tek başına akıllarını çelmeye yetmezdi. Akıllarını çelecek asıl fikir, telefon ağı hazar gördüğünde paket anahtarlamanın daha sağlam olduğu için hayatta kalabileceği fikriydi… Stratejik bir durumda – yani nükleer saldırıda- başkan hâlâ füze alanlarıyla irtibat kurabilecekti. Dolayısıyla sizi temin ederim ki 1967 sonrasında çekleri imzalarken beni ikna eden neden buydu.

— 

Bir kuşak sonra, 2014’te Cerf, Washinton DC’deki Google’da çalışırken interneti yaratarak ortaya çıkardıkları mucizelere hala hayret ediyordu. Google gözlüğü takıyor ve her geçen yıl eklenen yenilikleri takip ediyordu. ‘Sosyal ağlar –bir deney niyetiyle Facebook’a katıldım- iş uygulamaları, mobil ve her türlü yenilik internette toplanmaya devam ediyor,’ diyor. ‘Milyon kat büyüdü. Çok az şey bunu bozulmadan yapabilir. Yine de bizim yarattığımız eski protokoller gayet iyi idare ediyor.’

İnternetin icadında en çok övgüyü kim hak ediyor? Bilgisayarı kimin icat ettiği sorusunda olduğu gibi bunda da cevap, işbirlikçi yaratıcılık…

Bilgisayarın kişisel olması fikri, yani insanların ellerine alıp evlerine götürebileceği türden bir bilgisayar düşüncesi, 1945’te Vannevar Bush tarafından tasavvur edildi.

‘Karşı kültürlerin merkezi otoriteyi hor görmesi, kişisel bilgisayar devriminin felsefesi temellerini oluşturdu,’ diye yazdı 1995 yılında Time’da yayımlanan ‘Hepsini Hippilere Borçluyuz’ adlı makalede.

 —

Hippi komüncülüğü ve özgürlükçü politikalar, modern siber devrimin kökenlerini oluşturmuştur… Bizim kuşağımızın çoğu bilgisayarları merkezi otoritenin uzantısı görmüştü. Ama küçük bir grup –sonradan bunlara ‘hacker’ dendi- bilgisayarları kucakladı ve özgürleşmenin araçlarına dönüştürmeye girişti. Bunun geleceğe giden esas yol olduğu anlaşıldı… Genç bilgisayar programcıları medeniyeti ana bilgisayarlardan kasten uzaklaştırdı.

Kişisel bilgisayarın yaratılışına katkı sağlayan bir karakter türü daha vardı: seri girişimdi. Bu aşırı doz kafein yüklü girişimci, hippileri, Whole Earth takımını, örgütlenmecileri ve hacker’ları kenara itip Silikon Vadisi’nde zamanla egemenlik kuracaktı. Ama pazarlanabilir kişisel bilgisayarı yaratan bu türün ilk örneği, çıktığı yer itibarıyla Silikon Vadisi’nden de, Doğu Yakası’nın bilgisayar merkezlerinden de uzaktaydı.

 —

Böylece Hall, web logging’in havarisi olup çıktı. Eğer kendisini bir iki gün misafir ederlerse isteyenlere HTML öğretebileceğini söyleyen bir gönderi paylaştı ve 1996 yazında teklifini kabul eden kişilere uğrayarak otobüsle Amerika’yı dolaştı. Scott Rosenberg blogging tarihini anlattığı kitabı Say Everything’de, ‘Bilgi deposu olarak kabul edilen bir aracı aldı ve kişisel boyuta göre ölçeklendirdi,’ diye yazdı. Bu doğruydu ama yaptığı bununla da sınırlı kalmadı: Internetin ve web’in olmaları gerek şeye, yani ticari platformlar değil, paylaşım araçlarına dönüşmesine yardım etti. Web logging, interneti daha insancıl hale getirdi ki bu, küçük bir dönüşüm sayılmazdı. ‘Teknolojinin en iyi kullanımı insanlığımızı geliştirmektir, diye ısrar etti Hall. ‘Hikayemizi şekillendirip paylaşmamızı ve bağ kurmamızı sağlar.

 —

Bu fenomen hızla yayıldı. 1997’de Robot Wisdom adında komik bir site kuran John Barger, weblog terimini dile kazandırdı ve iki yıl sonra Peter Merholz adında bir web tasarımcısı şaka yollu bir şekilde bu sözcüğü we blog olarak ikiye böldü. Blog sözcüğü konuşma diline girdi.’ 2014’e gelindiğinde dünyada 847 milyon blog olacaktı.

 —

Bechtolsheim pazarlamaya çok para – daha doğrusu hiç para- harcamıyor oluşlarını takdir etti. Google’ın ağızdan ağıza yayılacak kadar iyi olduğunu biliyor ve kuruşu kendileri bir araya getirdikleri bilgisayarlarının parçalarına harcıyorlardı. ‘Diğer web siteleri yüklü bir girişim sermayesi alıp reklama harcıyordu.

 —

Brin ve Page reklam almaya karşı olsa da, Bechtolsheim başına açık bir dille yazılarak belirtildiği takdirde arama sonuç sayfasına reklam koymanın kolay olacağını ve yozlaşmışlık sayılmayacağını biliyordu. Bu da açıkça gelir akışı anlamına geliyordu. ‘Senelerdir duyduğum en iyi fikir,’ dedi. Bir süre fiyatlandırma hakkında konuştular. Bechtolsheim fiyatlarını çok düşük tuttuklarını söyledi. Ve işe gitmesi gerektiği için, ‘Pekala, vakit kaybetmek istemiyorum, diye bitirdi. ‘Eminim bir çek yazsam size yardımcı olur.’ Arabasına gidip çek defterini aldı ve Google Inc’e 100.000 Dolar yazdı. ‘Henüz banka hesabımız yok,’ dedi Brin. ‘Olunca bozdurursunuz, ‘diye cevap verdi , Bechtolsheim. Sonra da Porsche’sine atlayıp gitti. 

 —

Watson sisteminde 2 milyon sayfa tıbbi makale ve 600.000 klinik bulgu vardı. Ayrıca 1,5 milyon hasta kaydına ulaşılabiliyordu. Doktor bir hastanın semptomlarını ve hayati bilgilerini girdiğinde, bilgisayar güvenilirlik sırasıyla bir öneri listesi oluşturuyordu.

IBM ekibi faydalı olması için makinenin doktorlarla işbirliği kefifli bir hale getirmek gerektiğini fark etti. IBM’in yazılım araştırmaları başkan yardımcısı David McQueeney makineye sahte bir alçakgönüllülük programladıklarını anlattı:’ Doktorlarla ilk tecrübelerimizde ‘Benim tıp mesleğini icra etme ehliyetim var ve bana ne yapacağımı söyleyecek bir bilgisayara ihtiyacım yok, diyorlardı. Böylece biz de sistemimizi daha alçakgönüllü olacak şekilde programladık. İşte size faydalı olabilecek şeylerin yüzdeleri, dilerseniz kendiniz de bakabilirsiniz, gibi ifadelerde bulunuyordu.’ Doktorlar çok memnun olmuştu. Bilgili bir meslektaşlarıyla sohbet etmek gibi olduğunu söylüyorlardı. Amacımız insanların sezgi gibi yetenekleriyle bilgisayarların geniş imkanlarını bir araya getirmek, dedi McQueeney. Bu müthiş bir kombinasyon, çünkü her ikisi de diğerinde eksik olan parçayı sunuyor.

Huzurlu Olmak İstiyorsanız Ufak Şeyleri Dert Etmeyin Kitabı

Küçük ama etkili bir kitap daha yakın zamanda bitirdim. Kitabın isminin hemen sonuna yazar ekliyor. Ufak şeyleri dert etmeyin… Hepsi de ufak şeylerdir 🙂

Kitapta hoşuma giden öğütleri sizinle paylaşmak istiyorum. Şayet kitabı almak isterseniz şuradan girip online satın alabilirsiniz.


İyi okumalar.

‘Benim kuşağımın en büyük keşfi, bir insanın tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebileceğini öğrenmiş olmasıdır.’

Williams James

Öldüğünüz zaman yapılacak işlerin listenizin hâlâ dolu olacağını unutmayın.

Unutmayın ki öldüğünüzde yapılması gereken bir sürü iş kalacak ve bunları, siz gittikten sonra sizin için bir başkası yapacaktır. Dolayısıyla hayatınızın değerli anlarını sonradan pişmanlık duyacağınız şekilde harcamayın.

 —

Her gün kendiniz için bir ‘ Sessizlik’ zamanı ayırın

 —

Her gün en az bir kişiye onun beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin

 —

Bir sonraki tartışmanızda, kendi görüşünüzü savunmak yerine önce karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın