Anlamaya çalışarak okumak

Okuduğunu anlamak, çok yoğun gündem içerisinde en lüks işlerden biri haline geldi.

Mail okumak, SMS okumak, WhatsApp mesajlarını okumak, internet sitelerinde haberleri okumak, Facebook’a gelen yorumları okumak…

Hafta içerisinde ortalama binden fazla cep telefonumuza gelen bildirimleri okumak zorunda kalıyoruz.

Bunca yoğun bir okuma mesaisinde gerçekten okumamız gereken meseleleri anlayarak okumuyoruz.

Kim bilir bu yazıyı da hızlıca göz gezdirerek okumaya çalışacaksınız.

Anlayarak okumamanın en büyük sıkıntısını iş dünyasında yaşıyoruz. Karşılıklı anlaşmazlıklardan dolayı bir toplantıda veya bir telefonda veya bir mailde çözebileceğimiz işi birden fazla görüşmede birden fazla kavgada birden fazla tartışmada çözmeye çalışıyoruz, yıpranıyoruz, büyük bir mesai israfı içinde iş yapıyoruz.

Hazırlanan bir raporu göz gezdirerek okuyoruz, anlamaya çalışmıyor, sonrasında bu rapordan hiçbir şey anlamadım veya bu rapor hiçbir şey ifade etmiyor diyoruz.

Yönetici özeti denilen sayfalar bize çözüm üretmeye çalışıyor.

Halbuki çok net, okumaya ve anlamaya kaliteli zaman ayırmıyoruz.

Şimdi bu yazı dahil bundan sonra okuyacağınız önemli atfettiğiniz meseleleri anlayarak okumayı düşünün.

Tekrar tekrar değil anlayarak, sorgulayarak sonuç elde etmeye çalışarak okumaya çalışın.

Kendinize okumak için kaliteli ve okumaya elverişli ortamlar yaratın.

Anlamadığınız zaman doğru soruları dokümanlarla ilgili muhatabına sormakta çekinmeyin.

WhatsApp’ta, mailde, kısa kısa yazışmalar yerine uzun kendini net anlatan yazışmaları tercih edin.

WhatsApp gruplarında, tuhafiye dükkanına giren fil gibi davranmayın, ortalığı dağıtmayın, yapıcı olun.

Lütfen okuduklarınızı anlayarak, anlamaya çalışarak okuyun. Zamanınız yoksa bir mail veya WhatsApp mesajını acil diye kafanız doluyken okumaya ve anlamaya çalışmayın.

Reklamlar

e-ticaretin kara kutusu (kitap)

İnternetten takip ettiğim Gaye Or bir uçuşta okunabilecek kadar akıcı ve güzel bir kitap yazmış.

Şuradan indirip okuyabilirsiniz. İlgili yazı da şurada.

e-ticaretin kara kutusu - e-kitap

Kitaptan sevdiğim notları sizinle ayrıca paylaşıyorum.

…Bu noktada yapılan temel hatalardan biri de her departmanın / kişilerin kendi içinde hedef belirlemesidir. Satış ekibi kendine ayrı hedef koyar, operasyon ekibi ayrı, çağrı merkezi ayrı, pazarlama ise ayrı. En tepede ise şirketin genel satış, kâr hedefleri yer alır. Aslında hedeflerin tepeden aşağıya doğru inmesi gerekir. Şirketin ana hedefi satışları %25 artırmak ise departman / kişi bazında bu hedeflerin parçalanması gerekir. Eğer pazarlama ekibi elindeki bütçeyle şirkete sadece %10 daha fazla müşteri getirebileceğini öngörüyorsa ortada bir tutarsızlık var demektir.

Her pazarlama yöneticisinin aynı zamanda marka yönetimine de hâkim olması gerekiyor. Pazarlamaya başladığım ilk dönemlerde marka yönetiminin, pazarlamanın üstüne çıktığı bir dönem olmuştu. O dönemde marka yöneticisi olmak, pazarlama yöneticisi olmaktan çok daha cool(!) duruyordu. Fakat marka yöneticileri ajans ve ürün yöneticileri arasında bir köprü olmaktan öteye de geçemedi. Aradan yıllar geçti ve bu sefer de “pazarlama iletişimi”, marka yönetiminin önüne geçti. Muhtemelen aradan yıllar geçince başka bir şeyler gelip bunların önüne geçecek.

Tasarım! Heyecan verici!

Her pazarlama müdürünün yeni geldiği şirkette yaptığı iki şey vardır; biri markayı revize etmek ikincisi de web siteyi yenilemek. Farklı davranmayı tercih eden çok az pazarlama yöneticisi gördüm.

Bir Millet Nasıl Kurtarılamaz?

Mustafa Kemal Atatürk’ün ders niteliğindeki demecine bugün takvimde rastlayınca hemen paylaşmak istedim.

Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklali kurtarılamaz. Türk milleti, gelecek kuşaklar bunu unutmamalıdır.

Milletimizin kuvvetli, mesut ve mevcudiyetini devam ettirebilmesi için, devletin tamamiyle milli bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin iç teşkilatımıza tamamiyle uygun olması ve ona ona dayanması lazımdır.

Google Sırları – Laszlo Bock

Google, Apple, Samsung, Facebook, Microsoft, Amazon ve diğerleri… Hep çalışılmak istenen, çalışanların kendilerini şanslı hissettikleri şirketler.
Ayrıca bu şirketler başarılarıyla da ilham olmaya devam ediyorlar. Okurken dilinden sıkılsam da güzel tavsiyeleri olan bir kitap Google Sırları. Şuradan girip satın alabilir, aşağıdan sevdiğim bazı satır arası notları bulabilirsiniz.
Google Sırları
İşte tam anlamıyla kendimi vere bir kişi bir işyerinin sahip olabileceği en iyi işçidir. Ve gerektiği gibi takdir edilmeden bunu sonsuza kadar yapması beklenemez… Eğer bir inşan günlük işinin sadece temel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp aynı zamanda kendisine bir rahatlama marjı verdiğini, çocuklarına fırsatlar tanıdığını ve karsının hayattan biraz zevk almasını sağladığını hissederse, o zaman yaptığı iş kendisine iyi görünür ve ona elinden gelenin en iyisini vermekte kendisini özgür hisseder. Bu hem kendisi hem de iş için iyi bir şeydir. Günlük işinden belirli bir tatmin duymayan insan, ücretinin en iyi kısmını kaybediyor demektir.
Henry Ford bu sözleri doksan yılı aşkın bir zaman önce, 1922’de yazmış olmasına rağmen bunlar tamamen Google’ın görüşleriyle uyum içindedir. Üstelik Ford söylediğini yapmış ve fabrikasındaki işçilerin ücretlerini 1914’te ikiye katlayarak günde 5 dolara çıkarmıştır.
Rus yazar Leo Tolstoy, ‘Bütün mutlu aileler birbirine benzer,’ diye yazmıştı. Aynı şekilde, bütün başarılı kuruluşlar da birbirine benzer.
Hepimiz kaderimizi kontrol etmek isteriz
Ses, Google’ın kültürünün üçüncü mihenk taşıdır. Ses, çalışanlara şirketin nasıl işletildiği hakkında gerçek bir söz hakkı vermek demektir. Ya insanların iyi olduğuna inanırsanız ve onlar katkısını memnuniyetle karşılarsınız ya da inanmazsınız. Birçok kuruluş için bu dehşet verici bir şeydir fakat kendi değerlerinize bağlı olarak yaşamanın tek yoludur.
Google’da 20 numaralı çalışan olan, bizim markamızı ve aramaya yaklaşımımızı şekillendirmekte önemli rol oynayan Marissa Mayer 16 Temmuz 2012’de Yahoo’nun CEO’su oldu. Bunu izleyen bir yıl boyunca, Yahoo en azından on dokuz şirketi satın aldı. Bunlar arasında, Jybe (aktivite ve medya tavsiyeleri), Rondee (bedeva konferans aramaları), Snip.it (haber kesitleri), Summly (haber özetleri), Tumblr (foto blogları), Xobni (inbox ve temas listesi yönetimi) ve Ztelic (sosyal ağ analizi) bulunmaktaydı.
Gücü yöneticilerinizin elinden alın ve işleri yönetmek için yanınızda çalışanlara güvenin
Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.
Yönetici konumunda olanlar, gücü biriktirme ve harcama eğilimi içindedirler.
Burada akıl karıştıran nokta, pek çoğumuzun her iki rolü de, yani hem yönetici hem de çalışan rollerini oynuyor olmamızdır. Hepimiz kontrolcü bir yöneticinin yarattığı hüsranı yaşamışızdır ve aynı zamanda söz dinlemeyen kişileri yönetmenin hayal kırıklığının nasıl bir şey olduğunu da çok iyi biliriz.
Bu aşamada muhtemelen şöyle düşünüyorsunuzdur: Vay canına, aniden her şey karanlığa gömüldü!
Ama bir ümit var.
‘Yöneticiniz size güveniyor mu?’ sorusu, derin anlamı olan bir sorudur.
İnsanların temel olarak iyi olduğuna inanıyorsanız ve çalıştığınız kurum doğru kişileri işe alıyorsa, çalışanlarınıza özgürlük vermekten korkmanız için bir neden yoktur.
Unutmayın ki ‘tımarhane’ sözcüğünün öncelikli tanımı ‘korunmak için sığınılan yer’dir. Bir işyerinin en soylu amaçlarından biri de çalışanlarının yaratma, gelişme ve geliştirme konularında özgür olmasını sağlamaktır. O zaman, neden bu sığınağı çalışanların kendisi yönetmesin?
Sizin için en iyi fırsatları yaratanlar, en kötü ve en iyi çalışanlarınızdır.
Amerikan şirketleri 2011 yılında öğrenim programları için 156 milyar 200 milyon dolar harcadılar, yani sarsıcı bir meblağ. Yüz otuz beş ülke bu miktarın altında GSMH’lere sahip.
En iyi, en az öğrendiğiniz zaman öğrenirsiniz.

Türk İnternet Girişimlerinin Ortak Sorunları

nrn-mommiedearest

Yeni internet girişimim Mart ayında yayında olacak. Sizlere duyurmak için heyecanla bekliyorum.

Bir başka heyecanım ürünü geliştirmek. Ajansçılık dışında bir iş yapmak.

Anlaşmalar da hızla devam ediyor.

Diğer yandan birçok paralel veya bir süre sonra rakibimiz olabilecek girişimleri inceliyorum. Açık söylemem gerekirse Türk internet sektörü adına çok üzülüyorum.

  • Logolar özensiz ve anlamsız.
  • Arayüzler kullanıcılara göre tasarlanmamış, yazılımcıların keyfine göre geliştirilmiş.
  • Hatalar görülmemiş veya gözardı edilmiş.
  • Girişimlerin sosyal medya kanalları güncel ama bloglarında hatrı sayılır bir içerikleri yok, müşteriyi yönlendirecek bir içerik üretilmiyor.
  • Bol havalı rakamlar var ama dikkatli okuyunca ve ufak bir araştırma yapınca yerin dibine sokulacak sonuçları cilaladıkları anlaşılabiliyor.
  • Bol bol basın bülteni servis ediliyor ama ürün geliştirme süreçleri gözden geçirilmiyor.
  • İçi dolmamış girişimlere anlamsızca paralar harcayıp lansmanların yapılması da ayrıca tartışma konusu.

Genel olarak girişimler hep iddialılar ama altları yukarıda yazdıklarımdan dolayı dolu değil.

Ezberlenmiş bazı gerçeklerin değişmesinde fayda var diye düşünüyorum.

Dijital Çağda İllüzyonel Pazarlama Kitabı

Yard. Doç. Dr. Adnan Ertemel’in yazdığı güzel bir kitap. Buradan girip satın alabilirsiniz.

Benim altını çizdiğim yerleri aşağıda bulabilirsiniz.

Hepiniz gelecek için endişelenmeliyiz çünkü hayatımızın geri kalanını geçireceğimiz yer orası. C.F. Kettering
Veri Saklama Maliyeti
Büyük veri olarak adlandırılan klasik veri yönteme teknikleriyle baş edilemeyecek büyüklükteki bilgi saklamanın maliyeti yıllar geçtikçe dramatik ölçüde düşüyor.
Veri saklama maliyetini ek olarak, bilgi işleme maliyeti de dramatik oranda düşürüyor.
Bilgiyi İşleme Maliyeti
Film endüstrisinde bittiği görülebilecek gibi insanlar kendi değer yargıları, endişeleri, ilgi alanlarıyla örtüşen hikayeleri hipnotize olmuşçasına sonuna kadar takip eder, beğendiklerini çevresiyle paylaşır.
Papirüs’ten Kullan At Kağıda, Süper Bilgisayardan ‘Nesnelerin İnterneti’ne Değişim
Hepimiz değişimin bir parçasıyız, değişimi ya yönetirsiniz ya da değişime yenik düşersiniz…
Bir teknolojinin yıllar içinde toplum tarafından ne oranda kanıksandığı ve normal kabul edildiğinin çok nesnel bir ölçü olarak Google Kitaplar araması üzerinden dünyada yazılan tüm kitaplarda demir yolu kelimesinin geçme sıklığı aşağıdaki grafikte verilmiştir.
1920’li yıllarda oldukça popüler bir kavram olan bu teknoloji zamanla yavaş yavaş yaşamın kanıksanmış bir kusuru olarak kitaplarda daha az geçmeye başlamıştır.
Grafik
Demir yolu kelimesinin bütün kitaplarda geçme sıklığı.
Aynı analizi ‘yazılım’ kelimesi için yaptığınızda yazılımın 2000’li yıllarda kitaplardaki popülaritesinde tepe noktasına ulaştığı ve düşüş eğilimine başladığını görüyoruz.
Yazılım arama sıklığı
Yazılım kelimesinin Google Books’ta geçme sıklığı
Bu yeni dönemin kodlarını, yüksek sesle ilk dile getiren 1999 yılında bir grup vizyoner kanaat önderi tarafından kaleme alınan Cluetrain Manifestosu’dur. Bu manifesto internetin markalar tarafından yanlış algılanır ak sadece satış kanallarına ilave yeni bir kanal olarak görüldüğünü oysa çok ciddi bir devrim olduğunu ifade etmektedir.
İnsanlar arasında sanal ortamda büyük bir tartışma ve sohbet ortamı daha yeni başlamıştır ve ışık hızında ilerleyen bu sohbet ortamı insanların markalarla ilgili markalardan daha hızlı bilgi alışverişinde bulunduğu köklü bir değişimi ifade ettiğini anlatmaktadır.
Cluetrain Manifestosu O yıllarda henüz tam olarak algılanmamış bu devrimi çok doğru biçimde tarif etmiştir. Gerçekten de markalar tüketicilerle aynı seviyede olduğunu kabul etmekte; sosyal medyada süregelen sohbetlerin bir parçası olabilmek için konuşmaktan çok dinleyen, insancıl bir tavır takınmak zorunda kalmıştır.
Bu yeni iletişim dili marka logolarında dahi kendini göstermektedir. Sosyal medya sohbetlerinde büyük harflerle yazmanın karşı tarafa verdiği mesaj karşı tarafı bastırmak amaçlı yüksek perdeden konuşmayı ifade etmektedir.
Marka logolarında da büyük harf kullanımı markaların tepeden bakan tarzını yansıtmaktaydı. İletişim dilindeki devrim Ve yeni anlayışa paralel olarak logolarda da İlk harf dahil tüm harflerin küçük olduğunu gözlemlemekteyiz.
Bunun başarılı bir örneği Arçelik markasının değişen yeni logosudur Arçelik markasının eski logonun uzun yıllar Türkiye üreticilerince en iyi hatırlanan Marc’a logosu olduğu göz önünde bulundur olursa markanın aldığı bu kararın ne denli önemli bir değişikliği ifade ettiği anlaşılmaktadır.
İstatistikler, ‘dikkatlerden kaçıp retweet edilmeyen bir Tweet’in yaşam ömrünün maksimum 2 saat olduğunu ve sonrasında ‘bu Tweet’in bilgi okyanus içinde kaybolduğunu göstermektedir.
iPhone – Pusula Uygulaması
Apple gibi kullanıcı deneyimini daha iyi yapmayı hikayesinin merkezine oturtan bir marka bile kullanıcı deneyimi konusunda ilk zamanlarda iyi olmaktan uzaktı. iPhone telefonlardaki standart pusula uygulaması kullanıcılara pusulanın aktive olması için elleriyle ∞ işareti çizmesi gerektiğini anlatan bir yazıyla direktif veriyordu.
Ancak sonradan geliştirilen kullanıcı arayüzü bu işlemi oyunlaştırarak kullanıcıya bir topu daire etrafında döndürmeye ve etraftaki çizgileri artırmaya teşvik etmektedir. Sonuçta kullanıcıya aynı hareketi yaptırarak pusulanın aktive olması sağlanmaktadır.
Hikaye
Hikaye, bir karakterin önemli bir hedef uğruna karşılaştığı zorlukları yenmek için gösterdiği çabayı anlatan karakter tabanlı senaryodur.
İnsan beyni yaradılıştan hikayeleri dinlemeye programlanmıştır.
İçerikleri ne kadar iyi olursa çağımızın ürün ve hizmet bolluğunda sadece ‘iyi hikayesi’ olan markalar kazanıyor.
En iyi pazarlama, pazarlama gibi görünmeyip hikayeye benzeyendir.
İnsanların satın aldığı ne yaptığınız değildir. İnsanlar gerçekte ürünü neden yaptığınızı, hikayenizi satın alır. Simon Sinek
Amazon.com’un bu tür hızlı tüketim ürünleri için düşündürtmeyen tasarıma farklı bir örnek Amazon Dash butonudur. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi aletlerin önüne yerleştirilen ve üzerine basıldığına internette belirtilen marka deterjanı otomatik sipariş veren akıllı butonla ‘nesnelerin interneti’ çözümü de sunulmaktadır.