Arşiv
Seni çok sevdim paşam

İlkokulda senin için defter tuttum. Fotoğraflarını dergilerden, gazetelerden topladım defterime yapıştırdım.
İlkelerini ezberledim. Hayatımın her karesine senin fikirlerini serpiştirdim.
Seni kullanmadım. Senin ismini herhangi bir amacım için kullanmadım. Daha güzel bir Türkiye için vizyonunu örnek aldım.
Şikayet ettim. Ne zaman birileri yanlış yaptıysa Atamın ülkesinde böyle yanlış olmaz deyip hakkımı aradım. Şikayetçi oldum, çözüm aradım.
Seni yazdım. Hayatımın her karesine senin ismini yazdım. İşlerimi en azimli duygularımla hayata geçirirken senin aferin sesini duyarak mutlu oldum.
Kaçmadım. Seni eleştiren, sevmeyen hiçkimseyi aşağılamadım. Peşini bırakmadım. Doğruyu bulana kadar misyonerliğini üstlendim.
İsmin her geçtiğinde heyecanlandım. En asil duygularımın esin kaynağıydın.
Seni çok sevdim. Öğretmenlerim sev diye baskı yaptığından değil doğru yolu bize çizdiğinden dolayı seni çok sevdim.
Çocuğumun başını senin şevkatinle okşayacağım.
Seni çok ama çok sevdim be paşam.
Menfaat Dünyası
Her gün yeni bir olay ile karşılaşırken bir yandan da öğrenmeye devam ediyorum. Menfaat kelimesinin her ne kadar anlamını bilsemde kendisini henüz anlayabildim.
Birde sonuna dünyası kelimesini ekledinmi cuk diye oturuyor bahsedeceğim konuya.
Nedir konumuz? Hemen anlatayım.
Yakın zamanda tanıdığım iki farklı kişinin dostluklarını ve yakınlaşmalarını duydum ve tanık oldum. Peki bu beraberlikte beni tedirgin eden ne?
Biri Atatürk’ün fotoğrafını görse, kendisinden bahsedilse veya icraatleri konuşulsa köpüren, hakarete varan cümleler kuran biri iken diğer arkadaşımız Atatürk’e laf edilmesine, eleştirilmesine dahi tahamül edemeyen biri. Hatta Atatürk hakkında kötü konuşan birini tartakladığını da sosyal medyada açık açık yazan bundan gurur duyabilen kişi.
Peki nasıl oluyorda bu iki kişi yan yana gelebiliyor veya dostluk kurabiliyor.
Net cevap: Menfaat. Ortak menfaatler için bu ayırt edici özelliklerini ya saklıyorlar ya da yalanlar ile kendilerini kandırıyorlar.
Şaşırdım açıkçası.
Pes ettim!
Merak ediyorum; şimdiye kadar neye ve nelere pes ettin? Buraya yazsana.
Sonra ben yazacağım, önce sen.
Yoruldum
Ben bu sabah kendimi çok yorgun hissediyorum. Hani derler ya azrail canımı alsa hiç itiraz etmem. O formattayım.
Sen bunu daha önce yaşadın mı bilemiyorum ama ben şu an uzun yıllar uyumak isteyen asalak gibiyim.
Öff…
Kendimi bir şey sandım
Evet az önce oldu bu. Bazı insanların fütursuzca davranışlarını anlayamam tıpkı kendi fütursuzluklarımı anlayamadığım gibi.
Biri bir şey yapıyorsa mutlaka vardır bir bildiği der saygı duyarım. Sevgi belki ama mutlaka saygım vardır her yapılana. Fakat çok dengesiz ve anlamsız bulduğum hareketler için nasıl ve neden yaptı bunu diye düşünürüm. Sonra aklıma ‘kendini birşey sanmak deyimi’ gelir.
Hemen empatiyi patlatırım. ‘Etrafıma bakar, bütün bu şehir benim derim. İnsanlar gözümde nasıl küçülüyor anlatamam. Hepsini aşağılıyorum. Iyyyy! Ezikler diye bağırasım geliyor. Bütün şehir benim çünkü.
Sonra sadece ben bilirim derim. Offf! Ne kadar cahil gözüküyor bu insanlar gözüme anlatamam. Zavallılara yardım etmek lazım diye içimden geçiririm.
Beyin fırtınasını durdururum. Evet şimdi anladım seni adamım der işime geri dönerim.
O adam / kadın bunu nasıl yaptı sorusunun cevabını bulamadığım günler bu nakarat hep tekrarlanır hayatımda… Arada sunide olsa kendimi bir şey sanmanın dayanılmaz hafifliğini tatmış olurum…
Ohhh!
Yalnız yaşamak istiyorum
Sevdiğim insanların yaptığı yanlışları gördükçe hep bir adım geri atıyorum ve kendime küsüyorum. Gün geliyor kendime yalnız yaşamak ve öyle ölsem fena olmaz diyorum. Peki bu duyguyu nasıl açıklayabilirim diye defalarca düşündüm.
Çok şey karaladım ama olmadı. Bitirip bir türlü yayınlayamadım.
Günler önce Burçak‘ın profilinde şu sözleri görünce aha dedim bütün hikayeyi özetleyen budur…
Herkes benim koyduğum kurallara göre yaşasaydı dünya cennet olurdu.
Biliyorum çok bencilce ama istediğimde bu sanırım.
Aşık olduğunu nasıl anlarsın?
Taksim Hill Otel’de bir konferansa katılmıştım geçen sene. Konuşmacı yabancı olunca canım sıkıldı etrafa göz atmaya başladım. Tam o sırada olgun bir hanımefendi ‘Çok dalgınsın Ömer’ dedi. (İsmimi yakamdan okumuş olmalı)
Direkt ismimle hitap edince afalladım ve ağzımdan ‘Aşık olup olmadığımı düşünüyorum’ kaçtı. O aralar bu garip hisse kapıldığım ayrı bir gerçek oraya hiç girmeyelim.
Hanımefendi kısık sesle kahkaha attıktan sonra başladı döktürmeye: ‘Bunu en iyi anlamanın yolu aşık olup olmadığını düşündüğün kadına ilan-ı aşk etmen. Ondan sonrası sana gerçek hissettiğin duyguları gösterecek zaten. Önünde duran tüm perdeler o vakit çekilmiş olacak. Herşeyi net göreceksin. Bu arada aşk diye birşey yoktur sizin gibi ahmaklar uyduruyor bunu.’
Öyle kalakaldım. Sonra lavobaya çıkıyorum diye konferans salonunu terk ettim.
Eve geldim, aşık olmadığıma kendime inandırdım.
Otuzundan sonrası…
Az önce… Fazla değil yaklaşık 10 dakika önce… 6 yıldır görmediğim bir beyfendi ile yeniden karşılaştım. Önce sesinden sonra ismini verdikten sonra kendisi tanıdım.
Saçları beyazlamış, fena göbek yapmış, surat çökmüş.
Hep derler bana bu zayıflığını otuzundan sonra çok arayacaksın…
İnandım ve korktum…
Doğum Günü Çocuğu
Anlatmak zor yaşamak lazım şu doğum günü çocukluğu mevzusunu. Zaten yıllardır yaşıyorsunuzdur, yılda en az bir gün. Doğum günlerine değer veren biriyimdir. Çünkü o gün doğdun ve o insana bugüne şükürler olsun sen var oldun diyebildiğin özel bir gün. Arkadaşının kulağına bu sözü her gün fısıldayabilsende bugünler farklıdır.
Hayatımın en güzel yılını yaşamadım. Zorlandım, düştüm, yeniden kalkmak için çok süründüm. Gülümsemeyi ihmal etmedim ama
Geçtiğimiz yıl doğum günümde şöyle etrafıma baktığımda bana yöneltilen çaresiz bakışlar vardı. Şükürler olsun okulum biter bitmez feraha erdim.
Şimdilerde çok başarılı dönem yaşıyorum. Güçlü dostlukların tadını yeni yeni almaya başlıyorum ya da dostluğun ne anlama geldiğini anlamaya başlıyorum. Birde O da yanımda olsa elimi sıksa fena olmazdı hani ama neyse.
Bu yıl benim gibi gülen ve bana sonsuz güvenen bakışlar var, umutluyum…
Şimdi o bakışları atanlar ile eğlenmeye gidiyorum. Kendine iyi bak hemi.. Kim mi? Sen tabii ki!


Son Yorumlar