Ne Okumak İstersin?
Okunuyoruz.biz ilk açıldığında olmamış dediğim bir oluşumdu. Lakin beni daha sonra başarısı ile ikna etti. Umarım wordpress.com gibi bir sosyal ağ olabilir. Biz konumuza geri dönelim..
Eğer ben gazeteci olsam okunuyoruz.biz’den çıkmazdım. Yüzlercemiz belkide binlercemiz blogluyoruz. Ne için? Paylaşmak için. Bence insanların paylaştığı haber,fotoğraf,video vs. her yeni blog ne okumak istediğini anlatıyor. Siz ne okumak istiyorsanız onu yazıyorsunuz diye düşünüyorum.
Eda Suner en çok takı işleri yazılarına bayılıyordur, Süleyman Sönmez araştırmalara göz yumamaz, Cisday şikayetlere hayır diyemez, CEO Çin hakkındaki yazıyı ilgiyle okur, eminimsi çakıcılar durağında otobüsün boşalmasını hep ister, Fikir Atölyesi fikre tapar vs. vs. Bunların hepsi benim iddialarım. Aksini söyleyene hadi oradan derim. Aksini iddia eden bizzat ithamda bulunduğum kişi ise bilinç altını keşfedememişsin derim, işin içinde çıkarım.
Bu analizi kendime yönlendirğimde hemen hemen aynı sonuca ulaşıyorum. Ne okumak istiyorsam onu yazıyorum. Bir gazete hayal ediyorum.. Kişisel, hiçbir kaygısı olmayan bağıran çağıran.
Sizede hiç olmadı mı? İlköğretim ya da lisedesiniz hoca komposizyon istemiş evde yazıp gelmişsiniz. Okulda arkadaşlarınızınki ile karşılaştırıyorsunuz. Hayır seninki yanlış benimki doğru kavgaları. Çalışkan olanlara yöneltilmiş “o doğru yapmıştır” peşinhükmü.
Ben ilokuldayım hoca diyorki; ortaokul çok zor, ben lisedeyim hoca diyorki; üniversite çok zor, ben üniversitedeyim hoca diyorki; iş hayatı çok zor. Bence hepsi bir başka oyun. Hepside çok kolay.
Benim öğretmenler tarafından oldukça fazla takdir gören bir yönüm vardı. Kompozisyonda başta acayip ilgisiz şeyler yazar ardından sonunda hocanın verdiği konuya bağlardım. Bu seferde öyle yapacağım. Bakalım bu komposizyonun konusu ne?
Yıllar geçti eş dost arasında durmadan tavsiye verdimpek dinleyen olmadı. Ortaokulda kitap okutturduğum adam şimdi balici oldu. Lisede saydığım adam şimdi umursamaz oldu. Sokakta yürürken bağırma dediğim kahraman bıçaklanarak öldü. Yanlış işler peşindesin dediğim kanka sanal aşk kurbanı oldu. Anı yaşıyan sülükler olduk çıktık.
Birisi çıktı telif haklarına sahip çıkın dedi ona karşı ben bildirgecte olay çıkararak hit sağladım diyen biri yine buna benzer yazmama/protesto olayı çıkararak şehit kanıyla hit sağlamaya çalışırken bir yandanda hakkını arıyan sanatçıyı ağır bir ithamın altında bırakmaya çalıştı.
Bunların hepsini kin gütmeyen osmanlı kültüründen doğmuş evlatlar yaptı. Biz Kanuni’den beri yobazız. Şeyhülislamlık hala ülkeyi yönetiyor. Üretmek caiz diyemedik. Çalmak ondan kar elde etmek hala günah değil.
Başta dediğim gibi bazılarımız ne okumak isterse yazıyor bazılarımı ise aşağıdaki tabloyu yansıtıyor;



Ömer dostum kendini üzme ve yorma.
Ben artık İngilizce yazmaya karar verdim. Belki de Ugandaca, belki de Japonca.
Yıllardır Türkiye’da adı bile duyulmamış konuları geceli gündüzlü emekle yazıyorum. Gelen “harika, bravo, eline sağlık” diyor giden oylama sitelerinde oyluyor. Bir HDR fotoğraf yazısını 25 bin insan okuyor. 25 bin. Dile kolay bu tek bir makale.
Sonra “alıntı yapan lütfen kaynak belirtsin” ya da “küçük bir paragraf alıp aldığı kaynağa bağlantı versin, saygı göstersin” demem olay oluyor havada kalıyor. Herkes sus pus.
Utanç Duvarı’na bile duyuru yaptım. Tık yok. Her yere yazdım tık yok.
Öyleyse Ugandaca, Japonca, hatta Malayca yazmalıyım.
Eminim oranın okuyucuları orijinal içeriğe daha çok sahip çıkacaktır.
Ama bir yandan çok iyi oldu. Internet’te harcanan emeğin boşuna olduğunu anladım. Ne dostluklar gerçek, ne destekler… Ne de sevgiler. Artık zamanımı gerçek insanlara ve gerçek işlere adamayı düşünüyorum. Ya da Internetteki yazılarıma eskisi kadar takılmamaya. Tek tük yazmaya.
Yine de sana “ısrarla konuşan, anlatan” sıfatıyla teşekkür ediyorum. Farkındaysanız bu bir süredir tek yazdığım cevap. Senin emeğine üzüldüğüm ve “boşver değmezmiş” demek için yazıyorum.
Son olarak tüm dost sitelere bir alıntı yazısı yazmadıkları için teessüflerimi sunuyorum. Alacağınız olsun.
Süleyman SÖNMEZ@
Türkiye de ilk sigara yasağı ne zaman başladı hatırlayamıyorum fakat 302 lerle şehirler arası otobüsler de pösür pösür sigara içildiğini hatırlıyorum. Afedersiniz itin biri Bolu’da yarım saat mola yerinde sigara içmeyip, tam otobüs kalkarken sigarasını yakıp otobüse bindi…
O günlerden bu günlere geldik. Bu bir süreçtir. Sizin küsmeniz de bu sürecin olumlu anlam da bir parçasıdır.
Sigara içinlere “içme öleceksin” dediğimiz zaman “içmeyen ölmüyor mu” gibi ironi cevaplar alabiliyoruz.
Yaşadığımız da buna benziyor. Siz intihalden bahsederken başkaları size ironik cevaplar verebilir. Tabi ki bu bir suçluluk kompleksi de olabilir, belki de “teessüflerinizi sunduğunuz dostlarınızın” yazınızı yazmamalarının sebebi, bahsettiğiniz suçları blog hayatlarında en azından bir kere işlemiş olmalarıdır.
Meşakkatli bir yoldasınız, sonuç alacaksınız fakat ivedi bir netice beklemeyin…
Sabır sabır sabııır…
Valla doğru kardeşim ancak sadece incik boncuk değil sevdikerlim arada kendi gözlerime de değiniyorum. Mesela bu olayların başlama sebebiyim
Ben bu yazıyı Resim Düzenleme Programları ve Blogculuk Hakkında Tavsiyelerim
Süleyman hocayada Wolkan’a da feyz oldum ama bizler incitmek yerine her birimizin dediklerine evet ya olumlu yönden bakalım desek ne güzel olacak hayat. Bu arada okunuyoruz.biz’i İdris kardeşim ilk benimle paylaşınca blogumda tanıttım. Gerçi kendisi çok mütevazi sadece fikir almak için sormuştu ama emeğe verilen değeri ve yeni projeler üreten herkesi sevdiğim için gururla yazdım. Lütfen arkadaşlar biraz kadınca olacak ama ölümlü dünya ne olur savaşmayalım sevişelim 
yazdıktan sonra ortalık kızıştı
Sevgiler Ömi’cik ablana hürmetler.